KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2013/2263 E., 2013/20361 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Kasım 2013
- Mahkemesi
- İSTANBUL 1.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
887 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/02/2012 tarih ve 2002/515-2012/16 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı-karşı davalı vekili, müvekkilinin İtalya'da kurulu, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu pek çok ülkeye ihracat yapan dünya çapında tanınmış Arcotronıcs Şirketler Grubu'na mensup bir şirket olup, grubun 1962 yılından beri faaliyet gösterdiğini ve plastik ile metal kapasitör (kondansatör) üretiminde dünyanın önde gelen üreticilerinden olduğunu, ”ARCOTRONICS”ibaresinin müvekkilinin uzun yıllardır ticaret ünvanı ve markası olup,markanın İtalyan Patent Ofisi, OHIM, WIPO nezdinde uzun yıllardır tescilli bulunduğunu ve TPE nezdindeki tescilinin de henüz başvuru aşamasında olduğunu,
müvekkilinin markasının Paris Sözleşmesinin 6.maddesi 1.mükerrer hükmü gereği dünyaca tanınmış bir marka olup, davalı-karşı davacının tescilinin haksız ve kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, davalının 2000 21530 tescil numaralı markasının iptali ve hükümsüzlüğü ile kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş, karşı dava yönünden ise dava konusu markanın müvekkili tarafından tüm dünyada tanınır hale getirildiğini, davalı-karşı davacının müvekkiline ait markayı izinsiz olarak kullanarak müvekkilinin marka hakkını ihlal ettiğini savunarak karşı davanın reddini istemiştir.
Davalı-karşı davacı vekili, davanın kötü niyetli bir dava olduğunu, müvekkilinin ise dava konusu markayı birçok üründe tescil ettirmeyip sadece kapasitörler için tescil ettirdiğini, bunun da müvekkilinin kötüniyetli olmadığını ortaya koyduğunu, TPE tarafından müvekkilinin marka tescil başvurusunun re'sen reddedilmeyerek markanın tescile bağlanmış olmasının da davacı-karşı davalının markasının tanınmış marka olmadığının somut bir kanıtı olduğunu, 556 sayılı KHK anlamında tescilli bir markası bulunmayan davacı-karşı davalının davasının yasal dayanaktan yoksun olduğunu, davacı-karşı davalı markasının tanınmış marka olmadığını savunarak,
asıl davanın reddini istemiş, karşı davada ise, davacı-karşı davalının Türkiye'deki bazı firmalara temsilcilik,bayilik gibi unvanlar vermek aynı zamanda Beko, Vestel gibi bazı firmalara da dava konusu markayı taşıyan ürünleri satmak suretiyle müvekkilinin marka hakkına tecavüz ettiğini, davacı-karşı davalının bu eylemlerinin müvekkilinin ticari faaliyetlerini sekteye uğratmak suretiyle kardan mahrumiyetine sebep olduğu gibi, müvekkilinin inhisarında bulunan markasını ve ticari itibarını zedelediğini ve müvekkiline zarar verdiğini, dava konusu markanın müvekkili şirket tarafından oluşturulduğunu,
çok uzun süre iyiniyetli olarak kullanıldığını ve tanınır, bilinir ve aranır marka haline geldiğini ileri sürerek, öncelikle davacı-karşı davalının davasının reddine ve 75.000 TL tazminat talebinin kabulüne,ancak bu taleplerinin aksine karar verilerek tazminat hükümlerine dayanan karşı davanın reddi halinde ise, vekaletsiz iş görme hükümleri çerçevesinde müvekkilinin davacı-karşı davalının kendisine ait olduğunu iddia ettiği markanın tanıtımı noktasındaki faaliyetlerinin karşılığı olarak davalı-karşı davacının 75.000 TL tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Müdahil vekili, davalı-karşı davacı şirketin müvekkiline ihtarname göndererek ”Arcotronics” markasının kendileri adına tescil edilmiş olduğunu ve bundan sonra müvekkili şirket tarafından yapılacak imalat, ithalat ve malzeme satımlarında “Arcotronics” markasını davalı-karşı davacı şirketin izni olmadan kullanmaması gerektiğini, aksi halde cezai ve hukuki her türlü yola başvurulacağının ihtar edildiğini, davalı-karşı davacının bu taleplerinin haksız olduğunu, 1995 tarihinden itibaren davacı-karşı davalı şirket ile müvekkili şirket arasında ticari bir ilişkinin mevcut olduğunu,
işbu ticari ilişki neticesinde müvekkili şirketin “Arcotronics”markalı ürünlerin imalatını, ithalatını ve satış işlemlerini yaptığını, davalı-karşı davacı şirketin kötü niyetli olarak müvekkili şirket ile davacı-karşı davalı şirketin ticari ilişkilerini sona erdirme çabasında olduğunu, söz konusu kötü niyetli tutumu ve bunun sonucunda müvekkili şirketin zarar görme olasılığının olduğunu belirterek, davacı-karşı davalı yanında müdahil olarak davaya katılma talebinde bulunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, Ankara 3. FSHHM'nin 2006/226 Esas,2007/189 Karar sayılı kesinleşen ilamı ile davacı-karşı davalı markasının 556 sayılı KHK'nın 7/1-i hükmü anlamında tanınmış marka olmadığı ve 7/son hükmü çerçevesinde kullanımla ayırtedicilik kazanmadığının hükme bağlandığı,
davalı-karşı davacının tescilsiz kullanımının 1997 yılında başlamış olup, dava 5 yıllık süre geçirildikten sonra açıldığından davacı-karşı davalının ticari unvan ve marka haklarına dayanarak markanın hükümsüzlüğünü isteme hakkının düştüğü, davalı-karşı davacının markayı ilk kullanmaya başladığı tarihte davacı-karşı davalının markasının yurt dışında da tanınmadığı,
nitekim İtalya'daki başvurusunun 1999'da, sonraki tescillerin belirtilen tarihten sonra yapıldığı ve davalı-karşı davacının markayı yurt içinde kendi imkanları ile tanıttığı, markanın kötüniyetle tescil edildiğinin de kanıtlanamadığı gerekçesiyle, asıl davanın, gerek Ankara 3. FSHHM'nin 2006/226 Esas, 2007/189 Karar sayılı ilamı ve gerekse dosya kapsamındaki fatura içeriklerinden, davacı-karşı davalının marka altında ürünlerini davalı-karşı davacının tescilsiz kullanım başlangıcı olan 1997 tarihinden önce Türkiye'de pazarlamaya başladığı,
davacı-karşı davalının gerek ticari unvanının 1989 tarihli oluşu ve gerekse markayı karşı davacıdan önce Türkiye'de pazarladığı ürünlerde kullanması nedeniyle TRİPS'in 16.maddesi, Paris Sözleşmesi'nin eşit muameleyi düzenleyen 2. maddesi ile ticari unvanın tescilsiz korunacağına ilişkin 8. maddesi ve 556 sayılı KHK'nın 8/3 maddeleri gereğince davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalının ne markasını ne de ticari unvanını kullanmasını engelleme hakkı bulunmadığı ve söz konusu kullanımı davalı-karşı davacının tescilli marka haklarına tecavüz oluşturmadığı,
davacı-karşı davalının, davalı-karşı davacının tescilsiz ve tescilli kullanımdan önce Türkiye'de pazarladığı ürünlerde kullanmaya başladığı markasını tescilden sonra da kullanma hakkının devam edeceği, davacı-karşı davalının tescilsiz markasını,davalı-karşı davacının da tolerans ile hak düşümü nedeniyle tescilli markasını kullanma hakkı bulunduğu gerekçesiyle de, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı-karşı davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/2263, K. 2013/20361, 13 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama