KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2013/2391 E., 2013/20861 K.·(Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla)
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Kasım 2013
- Mahkemesi
- ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
468 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Midyat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/11/2012 tarih ve 2012/184-2012/122 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1995 yılında Beyrut'ta kurulduğunu, kişiye özel tasarım tekstil sektöründe tüm dünyaca tanımış "ZUHAIR MURAD" markasıyla hizmet verdiğini, markanın, yaratıcısı olan ünlü tasarımcı Zuhair Murad'ın kendi isminden hareketle yaratıldığını ve aynı zamanda müvekkili şirketin ticaret ünvanının kök unsurunu oluşturduğunu, davalı adına 03 ve 25. sınıfta tescil 2007/10330 sayılı "ZUHAİR MURAD" markasının müvekkilinin markasının birebir aynısı olduğunu, müvekkkili şirketin önceye dayalı hakkı bulunduğunu, markanın gerçek hak sahibinin müvekkili şirket olduğunu ileri sürerek, 2007/10330 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin sürekli alışveriş yaptığı Iraklı Zuhair Murad'ın kendi bölgesinde tanınmış olup, bu kişinin Türkiye'de tanınmış hale getirilmesi ve müvekkili firma ile bu isimde ortak işler yapmak istemesi üzerine, bu kişinin isteğiyle müvekkilince marka başvurusu yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı firmanın "ZUHAIR MURAD" markasını davalının tescil tarihi olan 2007 yılından önce kullandığını gösterir dosyaya herhangi bir delil sunmadığı, davacı markasının Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış marka olduğunun sübuta ermediği, davacı şirketin tescil edilmiş veya daha önceden tescil başvurusu yapılmış markaları mevcut olmadığı için markaların ülkeselliği ilkesi gereği davacının iddia ettiği doğrultuda 556 sayılı KHK'nun 8/4. maddesinin davaya tatbikinin mümkün olmadığı, davalı markasının 2007 yılında tescil edilmesi nedeniyle haksız rekabetin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, mahkemece, davacı tarafın herhangi bir delil sunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Oysa ki, davacı vekili dava dilekçesiyle birlikte delillerini ibraz etmemiş ise de, dava dilekçesinde toplanmasını istediği delillerini açıkca bildirmiştir.
Mahkemece, davacı vekiline dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK uyarınca delillerinin ibrazını sağlamaya yönelik kesin süre verilmediği gibi, yargılama aşamasında ilk duruşma tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK'nun 140/5. maddesindeki "Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir.
Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir." hükmüne uygun şekilde de kesin süre verilmemiştir. Bu durumda, davacı tarafın delillerinin ibrazını sağlamaya yönelik kesin süre verilmeksizin mevcut delil durumuna göre davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/2391, K. 2013/20861, 19 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama