KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2013/4120 E., 2013/20341 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Kasım 2013
- Mahkemesi
- İSTANBUL 3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
514 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/12/2012 tarih ve 2011/100-2012/283 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1987 yılında Almanya'da kurulduğunu, "TECHART" ibaresinin müvekkili tarafından kurulduğu yıldan bu yana hem marka olarak, hem de ticaret unvanının esas unsuru olarak kullanıldığını ve anılan markanın dünya çapında tanınmış marka olduğunu, davalının müvekkilinin Türkiye distribütörü olduğu sırada, yetkisini aşarak müvekkilinin izni olmadan "TECHART + Şekil" ibaresini kötüniyetli olarak tescil ettirdiğini, davalının marka tesciline dayanarak,
müvekkilinin şu an Türkiye distribütörü olan firmaya, karşı haksız işlemlerle engel olmaya çalıştığını, davalının söz konusu ibareyi tescil ettirmesinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek tecavüzün men'ini, davalı markasının 556 Sayılı KHK'nın 7/1-ı, 8/3 ve 8/5. maddeleri uyarınca hükümsüzlüğünü ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yetki itirazında bulunarak davacı markasının uluslararası tescilinin bulunmasının, markayı tanınmış olarak kabulüne imkan sağlamadığını, müvekkili markasının TPE nezdinde geçerli tescilinin bulunduğunu, tescilli bir markaya dayalı olarak gerçekleştirilen kullanımın haksız rekabet teşkil etmeyeceğini, hükümsüzlük iddiaları bakımından müvekkili ile davacı markalarının tescilli olduğu sınıfların birbirleri ile bağlantılı olmadığını ve markaların benzer olmayıp, karıştırma ihtimalinin bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının, davacının distribütörü olunması sebebiyle, davaya konu markada kullanılan ibare ve şeklin aynısının davacı tarafından ihdas edildiğinin davalı tarafça bilindiği halde, gerek ibarenin yazım şekli dahil aynısının ve gerekse bu ibareyi çevreleyen şeklin renklendirilmesi dahil aynısının marka olarak tescil ettirilmesinin iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı gibi, davacı markasının 556 sayılı KHK 7/1-(ı) bendinde belirtildiği üzere Paris sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesine göre tanınmış marka statüsünde olduğu,
marka sahibinden izin alınmadan bu nitelikte markanın tescilinin mutlak red nedeni olduğu, ayrıca KHK 8/4. maddesinde ifade edilen hususlarda nazara alındığında hükümsüzlük koşullarının oluştuğu gerekçesiyle markanın hükümsüzlüğü talebinin kabulü ile davalı adına tescilli 2007/28087 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının tescilli markasını kullanması ve marka hükümsüzlüğü kesinleşinceye kadar kullanımının yasal zeminde bulunması sebebiyle bu fiilinin marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı gerekçesiyle marka hakkında tecavüz teşkil edilen fiillerin men'ine yönelik talebin,
yine marka hükümsüzlüğü davaları sonucu verilen kararların ilan edileceğine dair KHK da bir hüküm bulunmaması sebebiyle kararın ilanına dair talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve her ne kadar, davalı markasının başvuru tarihi itibariyle, davacı markasının tanınmış olduğuna ilişkin deliller bu hususu kanıtlamaya yeterli değilse de, davacı tarafından ihdas edilip kullanılan markanın, bir dönem davacının Türkiye distribütörü olan davalı tarafça, haklı bir gerekçe olmadan tescil olunduğunun anlaşılmasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/4120, K. 2013/20341, 13 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama