KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2016/6325 E., 2017/6651 K.·Mahkemesi :ticaret Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Kasım 2017
Karar Metni
1.904 kelime·10 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20/01/2016 tarih ve 2014/673-2016/24 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 28/11/2017 günü hazır bulunan davalılar vekili Av. ... ile Av.... ile davacı vekilleri Av. ..., Av. ... ve Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette %45 oranında hissedar olduğunu,müvekkilinin yönetimde olmamasından ve zaman zaman yurt dışında yaşamasından faydalanan davalı şirket ortaklarının müvekkilinin imzasını taklit ederek veya ettirmek suretiyle toplantı çağrısı yapılmadan sahtecilik yapılmak suretiyle alınan sermaye artış kararlarıyla müvekkilinin davalı şirketteki %45 olan ortaklık payının %01 (binde bir)'e düşürüldüğünü, toplantı çağrısı yapılmadan ve müvekkilinin imzası taklit edilmek suretiyle sahte imzalarla alınan genel kurul kararlarının mutlak butlanla batıl yok hükmünde olduğunu,
ayrıca şirket müdürünün TTK 630/2. maddesi gereğince azli gerektiğini, müdürün azli için haklı sebeplerin oluştuğunu, müdürün özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını ileri sürerek, davalı şirketin 23.12.1995 tarihinden itibaren alınmış tüm ortaklar kurulu kararlarının, şirket müdürü tarafından alınmış tüm kararların mutlak butlanla batıl ve yok hükmünde olduğunun tespitiyle iptallerine ve davacı ...'un davalı şirkette %45 oranında pay sahibi olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, 09.03.2015 tarihli duruşmada, bu davada sadece itiraz ettikleri sermaye artışına dair genel kurul kararlarının geçersizliğinin tespitini talep ettiğini beyan etmiştir.
Davalılar vekili, davacının kötü niyetli davrandığını, davacının dayandığı bilirkişi raporlarındaki imza incelemelerinin fotokopi üzerinden yapıldığını, fotokopi üzerine yapılan incelemelerin bir delil olamayacağını, aynı olan imzaların bazılarının davacı tarafından kabul edilirken, bazılarının kabul edilmemesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacının imzasını inkar ettiği ortaklar kurulu toplantılarından birinde alınan karar doğrultusunda sermaye taahhüdü altındaki sermaye borcunu banka havalesi yoluyla ödediğini, üç aylık iptal davası açma süresinin geçmiş olduğunu, tacir olan davacı tarafın ticaret sicilinde ilan edilen ortaklar kurulu kararlarına 17 yıl geçtikten sonra itiraz etmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının kendi kabulünde olan sermaye artış kararına göre pay oranının %40 olduğu, bundan sonra yapılan davaya konu sermaye artış kararlarında davacı adına atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı, davaya konu sermaye artış kararları ana sözleşme değişikliğine ilişkin olup 6762 sayılı TTK 513/1.maddesinde öngörülen nisapla alınmadığından yok hükmünde olduğu,
sermaye ödemesinin davacı tarafça yapıldığı kesin olarak kanıtlanamadığından bu durumun davacının yapılan işlemlere sonradan onay verdiği şeklinde yorumlanamayacağı, davacının dava hakkını bilerek kötüye kullandığına dair savunmayı kanıtlayan somut bir delil gösterilmediği,
sadece uzun süre geçmiş olması davacının dava hakkını kötüye kullandığını ortaya koymayacağı, genel kurul kararlarının geçersizliğinin tespiti davası şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gereken bir dava olup şirket ortağına veya yöneticisine husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle, genel kurul kararlarının yoklukla malul geçersiz kararlar olduğuna dair talep yönünden davalı ... aleyhindeki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine, genel kurul kararlarının yoklukla malul geçersiz kararlar olduğunun tespiti talebine ilişkin davalı şirket aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 12/11/1997 Bakanlık onay tarihli,
17/09/1998 Bakanlık onay tarihli, 28/09/2001 tarihli, 17/06/2004 tarihli, 23/05/2005 tarihli, 16/10/2006 tarihli, 23/07/2008 tarihli, 14/12/2009 tarihli, 02/02/2010 tarihli ve 28/11/2011 tarihli sermaye artış kararlarının yoklukla malul geçersiz kararlar olduklarının tespitine, payın tespiti talebinin her iki davalı yönünden kısmen kabulü ile davacının davalı şirkette %40 oranında pay sahibi olduğunun tespitine, bakiye %60 payın davalı ... 'a ait olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Dava, davalı limited şirketin 23.10.1995 tarihinden sonra alınmış tüm sermaye artışına dair ortaklar kurulu kararlarının çağrısız ve davacının imzası taklit edilmek suretiyle alınmış olması nedeniyle mutlak butlanla batıl olduğunun tespiti ve davacının davalı şirketteki pay oranının tespiti istemine ilişkin olup mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Her hak gibi genel kurul kararının butlanının ileri sürülmesi de dürüstlük kuralı çerçevesinde mümkündür.(TMK md.2) Bu kurala aykırı olarak dava ve itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına istinat edilemez.
Kararların butlanının ileri sürülmesinin hangi hallerde hakkın kötüye kullanılması olarak niteleneceğini veya hangi hallerde hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu olamayacağını önceden belli ilkelere bağlamaya imkan yoktur. Hakim, butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda resen ve “ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir. (... Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü,2014 .... 183-184 20, Prof.Dr. ...)
Davacı, 23.10.1995 tarihinden sonra alınan sermaye artırım kararlarının geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Davalılar da, davacının davalı şirketle aynı alanda faaliyet gösteren bir şirketin ortağı ve müdürü olduğunu, tacir olan davacının ticaret sicilinde ilan edilen ortaklar kurulu kararlarına 17 yıl geçtikten sonra itiraz etmesinin hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, davaya konu sermaye artırım kararlarında davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı, davacının dava hakkını bilerek kötüye kullandığına dair savunmayı kanıtlayan somut bir delil gösterilmediği, sadece uzun süre geçmiş olmasının davacının dava hakkını kötüye kullandığını ortaya koymayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ayrıca mahkemece 23.05.2005 tarihinde davacının yurt dışında olduğu, bu nedenle 23.05.2005 tarihli sermaye artırım kararının alındığı toplantıya katılmasının ve imza atmasının mümkün olmadığı belirtilmişse de dosyada mevcut Emniyet Müdürlüğü kayıtlarına göre davacının bu tarihte yurt dışında olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece, yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının davalı şirketle aynı alanda faaliyet gösteren bir şirketin ortağı ve müdürü olduğuna ilişkin iddia, sermaye artırım kararının alındığı tarihlerde davacının yurt dışında bulunmadığı ve aradan geçen süre de nazara alınarak alınan kararların butlanının ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/6325, K. 2017/6651, 28 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama