KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2021/3965 E., 2022/7670 K.·Mahkemesi : Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Kasım 2022
Karar Metni
648 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16.01.2018 tarih ve 2017/231 E- 2018/3 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 19.03.2021 tarih ve 2018/1391 E. - 2021/572 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dünyaca meşhur PUMA spor markası, yan şerit markası ve diğer tescilli şekil markalarının sahibi olduğunu, müvekkilinin markalarının tanınmış marka olduğunu, davaya konu 2005/44997 sayılı markanın 25 ve 35. sınıflarda tecilli olduğunu, müvekkilinin tescilli markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ve halk nezdinde iltibas yarattığını, davalının markasını tescil ettirdiği şekilde bir bütün olarak değil markayı bölerek sadece yan şerit unsurlarını ayakkabı ürünlerinin yan yüzeyinde satışa sunduğunun tespit edildiğini, davalının kötü niyetli olduğunu,
davaya konu 2005/44997 sayılı marka 556 sayılı KHK 'nın belirttiği yasal süre içerisinde tescil edildiği tarihten itibaren 5 yıl süreyle kullanılmadığını ileri sürerek markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu markanın kötü niyetli tescil edilmediğini, markanın tescil edildiği tarihten itibaren hak düşürücü sürenin dolduğunu, savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, markanın kötü niyetli tescil edildiği hususu ispat edilemediği, davalı markasının sicile 22.02.2008 tarihinde kaydedildiği dava tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre dolduğundan, hak düşürücü süre nedeniyle yerinde olmayan hükümsüzlük talebinin reddine, kullanmama nedenine dayalı iptal talebi yönünden 556 sayılı KHK'nın 14. maddesi Anayasa Mahkemesi'nin 06.01.2017 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 14.12.2016 tarih, 2016/148 Esas 2016/189 Karar sayılı ilamıyla hükmün iptaline karar verilmiş olup, bu talep yönünden davanın yasal dayanağı ortadan kalktığından dava şartı yokluğu nedeniyle bu talebin usulden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı markasının 18.10.2005 başvuru tarihinden itibaren koruma altında olduğu ve markanın 22.02.2008 tarihinde sicile kaydedildiği, 23.07.2015 dava tarihine kadar 5 yıllık dava açma süresinin geçirildiği, davacı tarafça kötü niyet iddiası ileri sürülmüşse de, davalının marka tescil başvurusunun yapıldığı tarihte kötü niyetli olduğunun ispatlanması gerektiği, kötüniyet göstergesi olarak gösterilen tasarım başvurularının marka tescilinden çok sonra, 2014 yılında yapıldığı, davalının kötü niyetli olduğu somut delillerle ispat edilemediği,
dava tescil tarihinden 5 yıl geçtikten sonra açıldığı, 556 sayılı KHK'nın 14. maddesi iptal edilmişse de; yasal boşluğun TRIPS 19. madde uygulanması yönündeki istinaf istemi yönünden ise, Türkiye'nin de taraf olduğu, TRIPS Anlaşması 19. maddesinde markanın kullanılması zorunluluğu ve kullanılmaması halinde iptalinin istenebileceği düzenlendiği, Uluslararası Sözleşme hükümü, tavsiye niteliğinde bulunduğundan ve bağlayıcı olmadığından, iç hukuk normu olarak somut olayda doğrudan uygulanması mümkün olmadığı,
6769 sayılı SMK'da kullanılma zorunluluğunu düzenleyen hükümler Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra yürürlüğe girdiğinden ve geçmişe yürütülemeyeceğinden, davada uygulanabilir bir yasal düzenleme bulunmadığı, bu durumda TRIPS 19. maddenin dikkate alınarak yasal boşluğun hakim tarafından doldurulması mümkün bulunmadığından, mahkemece sonuç itibarıyla davanın reddi kararı yerinde olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/3965, K. 2022/7670, 1 Kasım 2022 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama