KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2023/5413 E., 2024/7121 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Ekim 2024
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/689 Esas, 2023/800 Karar
- Hüküm
- Yeniden esas hakkında kurulan hüküm ile davanın kabulüne
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/431 E., 2020/369 K.
Karar Metni
1.162 kelime·6 dk okuma·6 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilince yapılan 2017/01933 numaralı marka tescil başvurusuna karşı davalı şirket tarafından gerçekleştirilen itirazın Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) tarafından 2018-M-5257 sayılı kararı ile kabul edildiğini, söz konusu kararda, başvuru sahibine ait 2008 31111 sayılı ... markasına yönelik olarak açılan kullanmama nedeniyle kısmi iptal davası ve markanın ilgili mallar için kullanılmadığı yönündeki bilirkişi raporunun alınmasından sonra,
başvuru sahibi tarafından aynı ibare ile ve aynı malları kapsayacak şekilde 2017/01933 sayılı işbu başvurunun yapılmış olduğunun tespit edildiğini, bu çerçevede başvuru sahibinin yapmış olduğu yeni başvurunun kendi aleyhine açılmış olan iptal davasının aleyhine sonuçlanması halinde doğacak hukuki sonucu etkisiz kılma özelliği bulunduğu, böylelikle olası bir iptalin sonuçlarından kurtulmayı veya yeni başvuruyu tescil ettirerek iptal kararı verilmesi halinde oluşacak sonucu etkisiz kılmayı amaçladığı,
bu başvurunun iyi niyetli kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşıldığını, müvekkilinin 2008 31111 sayılı ... markası hakkında kısmi iptal davası açılmışsa da İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 17.01.2017 tarih, 2015/226-E, 2017/9-K sayılı kararı ile, Anayasa Mahkemesinin 14.12.2016 tarihli 2016/148-E, 2016/189 K sayılı kararı ile 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 14 üncü maddesinin iptaline karar verilmekle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, söz konusu kararın davalı şirketin istinafı üzerine,
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 2017/1817-E, 2018/2008-K sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiğini, müvekkili şirkete ait 2008 31111 sayılı markanın halen geçerliliğini koruyan bir marka olduğunu, bu nedenle müvekkili şirketin 2008 31111 sayılı marka nedeni ile kazanılmış hakkının bulunduğunu ve dava konusu 2017/01933 sayılı müvekkili şirkete ait marka başvurusunun kötüniyetle yapıldığı gerekçesi ile reddinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek YİDK'nin 2018-M-5257 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının işbu davaya konu marka başvurusunu, aynı marka için sahip olduğu eski tarihli tescilin kullanılmama sebebiyle iptal edilmesi halinde doğacak hukuki sonuçlardan kaçınmak ve yargı kararını etkisiz kılmak amacıyla kötüniyetle yaptığını, müvekkilinin 556 sayılı KHK’ya dayalı davasının gerektiği gibi sonuçlanmaması sebebiyle ikinci kez 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'na (6769 sayılı Kanun) dayalı olarak kullanmama sebebiyle açılan iptal davasında da BİM'in ilgili mallar bakımından ciddi markasal kullanımını gösteren hiçbir delil ibraz edemediğini,
bir marka hakkında uyuşmazlık ve davalar devam ederken, aynı ve benzer markanın tescili için başvuruda bulunma hallerinde, bu durumun açıkça kötüniyet göstergesi olduğunun gerek kurum, gerekse Yargı kararlarında kabul edilegeldiğini, davacı şirketin aslında marka tescilinde kullanmadığı ve kullanmayacağını da bildiği mallar için geniş bir kapsamda başvuru yapmasının, sonuçta müvekkilinin ihtilaf içine girmesine ve müvekkili markalarının tescil sürecini haksız şekilde geciktirmesine sebep olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde; müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, bir marka hakkında uyuşmazlık ve davalar devam ederken, aynı ve benzer markanın tescili için başvuruda bulunma hallerinde, bu durumun açıkça kötüniyet göstergesi olduğunun gerek Kurum, gerekse Yargı kararlarında kabul edilegeldiği, davacı aleyhine açılmış olan iptal davasının aleyhine sonuçlanması halinde doğacak hukuki sonucu etkisiz kılma özelliği bulunduğu, böylelikle olası bir iptalin sonuçlarından kurtulmayı veya yeni başvuruyu tescil ettirerek iptal kararı verilmesi halinde oluşacak sonucu etkisiz kılmayı amaçladığı, davacının müktesep hak kuramından faydalanabilmesi için aranan kriterlerin mevcut olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, Yargıtay HGK'nin 16.07.2008 tarih ve 2008/11-501 E., 2008/507 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere; tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak ileri sürülebilmesi mümkün olduğu gibi sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesinin de imkan dahilinde bulunduğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulamasının da bu yönde olduğundan, dava konusu başvurunun kötü niyetli olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, bahsi geçen ilamda hangi marka başvurularının kötü niyetli sayılacağına ilişkin de değerlendirmeler yapıldığı,
buna göre tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edildiği,
kötü niyetin varlığının, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirleneceği, öte yandan, Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötü niyetin istisna olması sebebiyle marka başvurusunun kötü niyetli olduğunun, iddia eden tarafça ispat edilmesi gerektiği, huzurdaki davanın davalısı tarafından İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Hukuk Mahkemesi nezdinde 2015/226 E. sayı ile açılan dava ile 2008 31111 sayılı ... markasının kullanmama nedeniyle iptali istenilmiş ise de, bu davada 17.01.2017 tarihli karar ile Anayasa Mahkemesinin 14.12.2016 tarihli 2016/148-E,
2016/189 K sayılı kararı ile 556 sayılı KHK'nın 14. maddenin iptaline karar verilmiş olması nedeniyle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, bu durumda YİDK kararında kötü niyetin dayanak yapıldığı marka hakkında açılmış bir dava olduğundan bahsedilemeyeceği gibi kötü niyete ilişkin başka bir emare ve delil olmaksızın, salt kullanmama nedeniyle marka iptali davasının varlığına rağmen marka başvurusu yapılması olgusunun, başvurunun kötü niyetli olduğunun kabulü için yeterli olmayacağının anlaşıldığı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.01.2020 tarihli, 2019/2447 E.,
2020/494 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir), ayrıca, İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Hukuk Mahkemesi nezdinde 2015/226 E. sayı ile açılan dava sonucunda kurulan hükümden sonra aynı davanın SMK uyarınca yeniden açılmasının da işbu varılan sonucu değiştirmeyeceği, bu durum karşısında davacının dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının kanıtlanmamış olmasına rağmen, mahkemece, yukarıda yazılı bulunan gerekçe ile davanın reddine dair karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması sureti ile davanın kabulüne karar verilmiş,
karar davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/5413, K. 2024/7121, 7 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama