KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2025/2177 E., 2025/6980 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Kasım 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/2021 Esas, 2025/180 Karar
- Hüküm
- İstinaf başvurusunun esastan reddine
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/339 E., 2021/661 K.
Karar Metni
969 kelime·5 dk okuma·9 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile kardeşleri arasında Kadıköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/160 E. sayılı dosyasında görülen mirasta tenkis-vasiyetin iptali davası kapsamında müvekkiline ait 6 adet ... . kurucu intifa senedi üzerine davanın kesinleşmesine kadar geçerli olmak kaydıyla tedbir konulduğunu, 23.06.2005 tarihinde davalı bankanın tüm kurucu senetlerinin satın alınacağı açıklaması yapması üzerine her bir hissenin değerinin İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/458 D.İş dosyası ile 403.248,00 TL olarak belirlediğini,
müvekkilinin sahibi olduğu ve üzerinde tedbir olmayan 4 senedini 29.06.2005 tarihinde davalıya teslim edip bedellerini tahsil ettiğini, üzerlerinde tedbir bulunanların hukuki imkansızlık nedeniyle teslim edilemediğini, sonrasında bu hisselere yönelik mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra kalan 6 adet hissenin de güncel değeri ile müvekkile ödenmesinin istenildiğini, ancak davalı banka tarafından 2005 yılında belirlenen 403.248,00 TL üzerinden ödeme yapılacağının bildirildiğini, daha fazla zarara uğranılmaması amacıyla bu değer üzerinden karşılıklarının tahsil edildiğini,
müvekkilinin herhangi bir ihmal ve kusuru olmaksızın müvekkiline ait 6 adet hissenin mahkeme ilamına rağmen davalı banka tarafından 28.06.2005 tarihinden 30.12.2008 tarihine kadar vadeli hesapta nemalandırılmadığı gerekçesiyle oluşan zararın tazmini amacıyla davalı banka aleyhine İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/64 E. sayılı dosyası ile dava açıldığını, mahkemece verilen davanın kabulü kararının Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, kararın İstanbul 33. İcra Müdürlüğünün 2014/3982 E. sayılı dosyasında takibe konulduğunu, müvekkilinin uğradığı zararın,
temerrüt faizinin üstünde olması nedeni ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 122. maddesi kapsamında munzam zararın meydana geldiğini, davalının temerrüdü sonrası ödemeyi geç yaparak müvekkilinin gerçek zararını arttığını, müvekkilinin yatırım yapamadığını ve ülkedeki enflasyondan dolayı daha fazla zarara uğradığını ileri sürerek şimdilik 25.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiş, 09.08.2021 tarihli bedel artırım dilekçesi ile talebini 1.526.491,21 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın, temerrüt faizini aşan bir zararın mevcut olup olmadığı noktasında toplandığı, davacı tarafça alacağın zamanında tahsil edilmesi halinde paranın ne şekilde kullanılacağının kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, faiz ile karşılanmayan aşkın zararın TBK'nın 122. maddesi uyarınca istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
KARŞIOY
Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, munzam zararın somut delillerle ispatının gerekip gerekmediği, yani soyut ispatın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Munzam zarar, Türk Borçlar Kanunu (TBK) madde (m) 122 (eski TBK m. 105) hükmü ile “aşkın zarar” alt başlığı ile düzenlenmiş olup bu hükmün birinci fıkrasına göre; “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür”. Buna göre, munzam zarar, temerrüt olgusu gerçekleşmeden borçlunun borcunu ödemiş olması durumunda, alacaklının malvarlığının ulaşacağı miktar ile temerrüdün sonucu olarak ortaya çıkan miktar arasındaki farktır. Diğer bir ifade ile temerrüt nedeniyle alacaklının uğradığı zararın temerrüt faiziyle karşılanmayan kısmı munzam zarardır.
Bu bağlamda munzam zarar borcunun hukuki dayanağı, asıl alacağın temerrüde uğramasıdır. Ancak, temerrüt olgusunun gerçekleşmesinde borçlunun kusurunun bulunması aranır. Belirtmeliyim ki sorumluluktan kurtulmak için bir kusurunun olmadığını borçlu ispat etmek durumundadır. Diğer bir ifade ile munzam zarar sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanmakta olup söz konusu kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur.
Borçlunun munzam zararı giderim yükümlülüğü, hem asıl borç yükümlülüğünden hem de temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı olup temerrüt olgusunun ortaya çıkması ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun tam olarak ifasına kadar geçen sürede oluşan ve temerrüt faiziyle karşılanamayan bağımsız bir borçtur.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun E. 1988/4, K. 1989/3 sayılı Kararında belirtilen “Para her zaman kullanılması mümkün ve temettü getiren bir meta olduğundan, geç ödenmesi halinde zararın vücudu muhakkaktır” prensibi ve Anayasa mahkemesinin para üzerindeki hakkın mülkiyet hakkı niteliğinde olduğunun kabulü ve dolayısıyla ihlal kararı vermesi gözetilerek munzam zararın soyut olarak ispatının yeterli kabul edilmesi daha doğru bir yaklaşım olmalıdır.
Belirtmem gerekir ki, özellikle enflasyonist dönemlerde, temerrüt nedeniyle alacağına geç ulaşan alacaklının temerrüt faiziyle karşılanmayan zararının doğduğunun maruf herkesçe bilinen) vakıa olduğu ve dolayısıyla Hukuk Muhakemesi Kanunu (HMK) m. 187/2 (HUMK m. 238) hükmü uyarınca ispatının gerekmediği yönündeki temel prensip de gözetildiğinde, munzam zararın soyut olarak ispatının kabul edilmesinin gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Bunun aksine somut ispatın aranması, borçlunun haksız yere sebepsiz zenginleşmesine sebep olacaktır.
Bu durum karşısında munzam zararın ispatı için enflasyon, mevduat faizi, tahvil faizi, döviz kurları ve altın fiyatları gibi genel olguların ortaya konulması yeterli kabul edilip, yani soyut ispat yeterli kabul edilip havuz hesabı ile munzam zararın belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi doğru olmamıştır. O nedenle kararın BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumdan, munzam zararın somut olarak davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine dair kararın ONANMASI yönündeki çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2177, K. 2025/6980, 24 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama