KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2025/2542 E., 2025/7012 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Kasım 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/2140 Esas, 2025/211 Karar
- Karar
- Esastan Ret
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/80 E., 2021/436 K.
Karar Metni
1.309 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin “...” markasının 1999 öncesinde tescilsiz kullanıldığını, 01.07.1999 tarihinde 35. sınıfta tescil edildiğini, müvekkili şirketin 2006 yılından beri şube tabelalarında 2006/41398 tescil sayılı “... ” markasını kullandığını, müvekkili şirketin “...” ibaresini ayırt edici ve esas unsur olarak kullanarak seri markalar yarattığını, müvekkili şirketin “.....com.tr” ve “....com.tr” adresleri üzerinden sipariş aldığını ve bu siparişleri Türkiye’nin her yerine ulaştırdığını, müvekkili şirketin perakendecilik sektöründe tanınmış olduğunu,
davalı şirketin 2018/75982 sayılı "... ..." ibareli marka için başvuruda bulunduğunu, müvekkilinin bu başvuruya yaptığı itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, davalı markasının 29. sınıfta tescili talebinde bulunulduğunu, bu sınıfın müvekkili şirket markaları ile aynı mal ve hizmetleri kapsadığını, davalı markasının müvekkili şirkete ait marka ile aynı hizmet sınıflarında yer almasının, aynı ifade ve benzer logoları içermesinin halk tarafından markaların ilişkili görülmesine ve müvekkiline ait seri markalardan biri olduğu yönünde algıya sebebiyet verilmesine neden olacağını, markaların görsel,
işitsel ve kavramsal olarak benzer olduğunu, markaların benzer tüketici kitlesine hitap ettiğini, mal ve hizmetlerin benzer kanallardan dağıtılacağını, davalı başvurusunun müvekkili şirkete ait seri markalarına sızma niteliğinde bir girişim olduğunu, davalı şirket kullanımının haksız rekabete yol açtığını, davalı markasındaki “...” ibaresinin ön planda olduğunu, “...” ibaresinin Türkçe “badem” anlamına geldiğini, davalı şirket markasında “...” ibaresini arka plana atacak yoğunlukta bir ibare bulunmadığını,
müvekkili şirket markasındaki “...” ibaresinin yabancı kökenli bir kelime olması nedeniyle Türkiye’de ayırt edici niteliğe sahip olduğunu ileri sürerek Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun (YİDK) 2020-M-110 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, başvuruya konu işaret ile iddialara mesnet markalar arasında ayniyet veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunması gerektiğine ilişkin koşulun sağlanamadığını, davacının mesnet markalarının ortak unsuru olan “...” ibaresinin ayırt edici vasfının düşük olduğunu, taraf markaları arasında ortalama tüketicinin görsel, işitsel ve kavramsal algı bakımından ilişkilendirme ihtimali de dahil iltibasa neden olacak herhangi bir benzerliğin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile marka işlem dosyasında davalı şirketin karşı görüş dilekçesi ile davacıya ait markaların 29.sınıfta yer alan emtialar bakımından kullanılmadığına ilişkin def'i ileri sürüldüğünden, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/1 hükmü uyarınca iltibas değerlendirmesi yapılmadan önce, SMK'nın 19/2 hükmü uyarınca bu hususun ön sorun olarak incelendiği, davalı şirkete ait dava konusu 2018/75982 sayılı markanın başvuru tarihinin 15.08.2018 olduğu,
davacının gerekçe olarak sunduğu markalardan, 2011/93850, 99/010604, 2010/70138, 2009/30731, 2009/26471, 2007/54015, 2011/57602, 2010/46486 sayılı markaların, dava konusu markanın başvuru tarihinde en az 5 yıldır tescilli bulunduğu, dolayısıyla bu markalar yönünden, “kullanmama def’i” talebi yerinde olmakla birlikte, 2011/93850, 99/010604, 2010/70138, 2009/30731, 2009/26471, 2007/54015 sayılı markalar kapsamında 29. sınıf emtianın yer almadığı, davacıya ait bu markaların tescil kapsamlarında 29. sınıfta yer alan herhangi bir emtia bulunmadığından, davalı şirketin bu markalara ilişkin olarak ileri sürdüğü kullanmama def'inin yerinde olmadığı,
söz konusu bu markaların SMK'nın 6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi incelemesinde dikkate alınması gereken markalar olduğu, bununla birlikte davacıya ait 2011/57602, 2010/46486 sayılı markalar kapsamında 29. sınıf malların bulunduğu, itiraz sahibi davacı tarafından TÜRKPATENT nezdinde kullanıma ilişkin dosyaya herhangi bir belge sunulmadığı, dolayısıyla, ilişkilendirme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi değerlendirmesi yapılırken, 2011/57602, 2010/46486 sayılı markaların kapsamlarında yer alan 29. sınıftaki emtiaların dikkate alınmadığı,
buna karşın, davacıya ait itiraz gerekçesi olarak ileri sürülen 2018/56986, 2017/05183, 2014/75161, 2014/71536, 2013/980 05... /99242 sayılı markaların, dava konusu markanın başvuru tarihinde henüz 5 yıllık süreyi doldurmadığı, bu markalar yönünden “kullanmama def’i” talebinin yerinde olmadığı, davacıya ait 2013/98024 sayılı marka tescil edilmediğinden, 2018/99521 sayılı marka ise sonraki tarihte başvuruya konu edildiğinden, değerlendirme dışı bırakıldığı,
dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan 29. sınıf malların, davacıya ait markalarda aynen yer almamakla birlikte, davacı markalarının 35. sınıf kapsamında 29. sınıf emtianın pazarlanmasına özgülendiği, bu mal ve hizmetler aynı olarak değerlendirilemese de benzer olduğu, zira bir malın üretilmesinin doğal sonucunun, o malın pazarlanması bulunduğu, buna göre dava konusu marka başvurusunda yer alan emtiaların, davacıya ait 2012/99242 sayılı “...”, 2014/71536 sayılı “...”, 2014/75161 sayılı “...” ve 2011/93850 sayılı “...” ibareli markada yer alan bir kısım hizmetler ile benzer olduğu,
bu markalar arasında "..." ibaresinin müşterek olarak bulunduğu, bu ibarenin İngilizce bir kelime olup Türkçe "..." anlamına geldiği, söz konusu kelimenin gerek semantiği, gerekse davalı şirketin dilekçelerinde örneklendirdiği üzere, piyasada çok sayıda teşebbüsçe, gıda emtiaları ve bu emtiaların satışı hizmetleri bakımından yaygın olarak kullanılması nedeniyle, sektörel olarak; ayırt ediciliği düşük, zayıf karakterli bir marka olduğu, bununla birlikte, söz konusu ibarenin, davaya konu emtialar bakımından ayırt ediciliğinin hiç bulunmadığının da söylenemeyeceği, zira "..." ibaresinin, davaya konu emtiaları tanımlamadığı,
karakteristik özelliklerinden birini hemen ve ilk bakışta ilgili tüketici kesiminin aklına getirmediği, piyasada herkes tarafından tamamen tanımlayıcı olarak kullanılmadığı, davacıya ait bu markalar ile dava konusu marka başvurusu arasında salt "..." sözcüğünün müşterek bulunmasından kaynaklı olarak SMK'nın 6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı, davacıya ait 2011/93850 sayılı markası salt "..." kelimesinden oluştuğundan, bu markanın tek ve esaslı unsuru "..." ibaresi olduğu,
dava konusu marka başvurusu "... ..." kelimesinden oluşmakla birlikte, yukarıda izah edildiği üzere "..." kelimesinin, davaya konu emtialar bakımından ayırt edici bulunmadığından, dava konusu marka başvurusunun esaslı unsurunun da "..." kelimesi bulunduğu, her iki marka arasında "..." ibaresinin müşterek olarak bulunmasından kaynaklı olarak, bu markalar arasında, işitsel, görsel ve kavramsal düzlemde ayniyete yakın derecede benzerlik olduğu,
markaların esaslı unsurunu oluşturan "..." kelimesinin, davaya konu emtialar bakımından ayırt ediciliğinin düşük olduğu tespit edilmişse de, dava konusu marka başvurusunun genel görünüm itibariyle, davacıya ait markadan görsel, işitsel ve kavramsal olarak uzaklaştığının söylenemeyeceği, buna göre;
davacıya ait 2011/93850 sayılı "..." ibareli marka tescilli olduğundan ve halihazırda hukuki koruma altında bulunduğundan, zayıf karakterli de olsa, bu markanın asgari düzeyde koruma altında bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, belirtilen nedenlerle davacıya ait 2011/93850 sayılı marka ile dava konusu marka başvurusu arasında SMK'nın 6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu, davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 2020-M-110 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmiş, hüküm, davalı Kurum vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "..." ibareli marka başvurusu ile davacının itirazına mesnet 2011/93850 sayılı "...." ibareli markası arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunduğu,
zira dava konusu başvuru ile davacının mesnet markası arasında emtia benzerliği olduğu gibi marka işaretleri arasında da "..." ibaresinin asli unsur olarak yer almasından kaynaklı benzerlik bulunduğu, başvuruda farklı olarak yer alan "..." ibaresinin yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 03.07.2024 tarih ve 2023/3333 E.-2024/5496 K. sayılı kararında "...", 02.07.2024 tarih ve 2023/3544 E.-2024/5433 K. sayılı kararında da "..." ibareli markaların davacının "..." ibareli markalarıyla benzer kabul edildiği,
SMK'nın 6/1. maddesindeki koşulların oluştuğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davalı Kurum vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2542, K. 2025/7012, 25 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama