KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2026/10 E., 2026/27 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Ocak 2026
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/1117 Esas, 2024/515 Karar
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/783 E., 2021/199 K.
Karar Metni
683 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili ve katılma yolu ile davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 12.05.2025 tarihli ve 2024/4613 E., 2025/3265 K. sayılı kararıyla davacı vekilinin isteminin temyiz miktar sınırı altında olması nedeniyle, davalı vekilinin katılma yoluyla temyizinin ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 366. maddesi yollamasıyla 348/2 hükmü uyarınca reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinde; karar tarihindeki kur baz alınarak hesaplama yapılması gerektiğini belirterek Daire kararının kaldırılmasını ve dilekçeden belirtilen sebeplerden kararın düzeltilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili tarafından kararın maddi hataya dayandığı gerekçesi ile düzeltilmesi istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Kanun'un "Hükmün tashihi" kenar başlıklı 304. maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir : " (1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. ... "
Dosya içeriğine göre davacı vekilinin maddi hata dilekçesi olarak sunduğu dilekçede dayandığı olguların maddi hata olarak değerlendirilemeyeceği, zira Yargıtayın yerleşik uygulaması gereği döviz bazlı istemlerde dava tarihindeki kurun esas alınacağı gözetildiğinde 6100 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca herhangi bir maddi hata bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin maddi hataya dayalı karar düzeltme dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekir.
6100 sayılı Kanun'da, istinaf ve temyiz olmak üzere iki olağan kanun yolu öngörülmüştür. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenen karar düzeltme müessesine ise yer verilmemiştir. Buna rağmen birçok dosyanın, “olmayan bu kanun yolu” üzerinden yeniden Yargıtay’a gönderildiği sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.
Hak arama hürriyeti veyahut mahkemeye erişim hakkı kapsamında Dairemize intikal ettirilen bu tür dosyalar, Dairemiz esasına kaydedilmekle, müteakiben gelen birçok dosyanın, temyiz inceleme sırasını ötelemenin yanı sıra, kararın kesinleşme sürecini de akamete uğratarak lehine karar verilen tarafı da mağdur etmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “Dürüst Davranma” kenar başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrası “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” hükmünü amirdir.
Dolayısıyla bölge adliye mahkemelerinin fiilen devreye girmesinden sonra daha önceden istinaf ve temyiz denetiminden geçen bir kararın her ne ad altında olursa olsun yeniden Yargıtay gündemine taşınması kötüniyetli kanun yolu başvurusu addedilip, talebin reddinin yanısıra, para cezası tayinini de gerektirir.
Müzakereler esnasında; “karar düzeltme ve buna bağlı kötüniyetli başvuruyla ilgili bir yaptırım düzenlenmediğinden ceza tayininin hukuka aykırı olacağı" tezi de dile getirilmiştir.
Ne var ki olağan kanun yollarından olan temyiz ve istinaf taleplerinin kötüniyetli yapılması halinde bile ceza öngören kanun koyucunun, kanunda hiç yer almayan “karar düzeltme” yoluna özel yaptırım getirmemiş olmasının yegane sebebi böyle bir müessesenin kanun metninde yer almamasından kaynaklanmaktadır. Doğal olarak kanun metinleri, bünyesinde düzenleyip tarif ettiği hususlara ilişkin hükümler koyar. Bünyesinde barındırdığı denetim yollarının kötüye kullanılmasını düzenler.
Aksi hal, kanun yapma tekniğine de aykırı düşecektir. Dolayısıyla kanunda hiç yer almayan ve dolayısıyla kötüniyetin en bariz şekilde tezahür ettiği bu halin yaptırımdan muaf tutmanın kanunun özü ve ruhuyla bağdaşmayacağı şeklinde tezahür eden çoğunluk görüşüyle, dilekçe reddinin yanısıra cezai müeyyideye bağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki, 6100 sayılı Kanun'un "Kötüniyetle istinaf yoluna başvurma" başlıklı 351. ve "Kötüniyetle temyiz" başlıklı 368. maddelerinin atıfta bulunduğu "Kötüniyetle veya haksız dava açılmasının sonuçları" başlıklı 329. maddesi metninin özünde, mahkemeye erişim hakkının kötüye kullanıldığı tüm halleri kapsadığı anlaşıldığından kötüniyetle maddi hataya dayalı karar düzeltme yoluna başvuran davacı asıla para cezası verilmesi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2026/10, K. 2026/27, 12 Ocak 2026 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama