Karar Özeti
12. Ceza Dairesi 2017/3382 E. , 2017/5862 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.05.2016 gün ve 2015/145 esas, 2016/945 karar sayılı hükmün temyiz ve i
Karar Detayı
12. Ceza Dairesi 2017/3382 E. , 2017/5862 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.05.2016 gün ve 2015/145 esas, 2016/945 karar sayılı hükmün temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleştiği, bu karara karşı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 22.12.2016 gün ve 94660652-105-096-10649-2016 Kyb sayılı dosya kapsamına göre; "Sanığın olay tarihinde, sevk ve idaresindeki araçla kırmızı ışıkta bekleyen mağdurun kullandığı araca çarpmak suretiyle maddi hasara sebebiyet vermesi ile sonuçlanan eyleminin taksirle meydana gelmiş olması karşısında, unsurları oluşmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” gerekçesini içeren kanun yararına bozma istemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/01/2017 tarihli ve 2016/402488 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gelmekle; Dairemizin 21/03/2017 gün ve 2017/1237 esas, 2017/2239 karar sayılı kararı ile özetle, "Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Ankara 24.Asliye Ceza Mahkemesinin 17.05.2016 tarihli ve 2015/145 esas, 2016/945 sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına" karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 09.05.2017 gün ve 2016/ 402488 sayılı yazısı ile ; “1-İTİRAZ NEDENİ :İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; Hükümlü ... hakkında, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin kanun yararına bozma isteminin kabulü halinde, Özel Dairece, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. Maddesinin (d) bendi gereğince mi yoksa aynı fıkranın (b) bendi gereğince mi uygulama yapılacağının belirlenmesine ilişkindir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. ve 310.maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hakim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur. 5271 sayılı Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle ‘karar’ ve ‘hüküm’ ayrımı gözetilmiş ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür. Bozma nedenleri; 5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309.maddenin 4.fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. Mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hakim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, ‘tekriri muhakeme’ yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. 4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay Ceza Dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir. Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemece yeni bir inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılmayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu maddede sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanuni düzenleme ile kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama belirlenirken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür. Mahkumiyete ilişkin hükmün bozulması üzerine mahkemece yeniden yargılama yapılmasını gerektiren durum, 5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendinde sınırlı biçimde sayılmıştır. Buna göre, mahkumiyete ilişkin hükmün bozulması üzerine kararı veren mahkemece yeniden yargılama yapılabilmesi için, bozma nedeninin, davanın esasını çözmeyen yönüne, savunma hakkını kaldırma veya kısıtlanma sonucunu doğuran usul hükmüne ilişkin olması gerekmektedir. Mahkumiyet hükmünde, davanın esasını çözmeyen, 5271 sayılı Ceza Mahkemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi kapsamında kalan bozma nedenlerine, hükmün gerekçe içermemesi, görevsiz mahkemece hüküm kurulması, hakimin davaya bakamayacağı hal mevcut olduğu halde bu hakim tarafından karar verilmesi, Cumhuriyet Savcısının duruşmada hazır bulunması gerektiği halde yokluğunda yapılan duruşmada mahkumiyet hükmü kurulması, uzlaşmaya tabi bir suçta uzlaştırma işleminin yapılmaması ve ön ödemeye tabi bir suçta ön ödeme önerisinde bulunulmaması gibi örnekler gösterebiliriz. Bozma nedeninin, savunma hakkının kaldırılması ya da kısıtlanması sonucunu doğurması hallerine ise, sanığın sorgusunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147. maddesine uyan şekilde yapılması, aynı Kanun’un 226. maddesi gereğince sanığa ek savunma hakkı verilmemesi, alt dereceli mahkemece karar verilmesi, son sözün duruşmada hazır bulunan sanığa hatırlatılmaması, müdafii tayin edilmesi zorunlu olduğu halde müdafii atanmadan yapılan duruşma neticesinde mahkumiyet hükmü kurulması ve duruşma yapılması zorunlu olduğu halde duruşma yapılmadan yapılan yargılama sonucunda mahkumiyet hükmü kurulması gibi örnekleri göstermek mümkündür. Bozma nedeni, netice itibariyle hükümlüye daha az bir cezanın verilmesini ya da cezanın kaldırılması gerektiriyorsa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, bu hafif cezaya veya cezanın kaldırılmasına doğrudan Özel Dairece karar verilmesi gerekmektedir. Özel Dairece, yeniden yargılama yasağı olduğu halde, daha az cezaya hükmedilmeyip ya da ceza kaldırılmayıp, hukuka aykırılığın giderilmesinin yerel mahkemeye bırakılması halinde, bu aşamada yerel mahkemenin vereceği karar yok hükmünde olacağından, hükümlü lehine sonuç doğuracak olan hukuka aykırılık da yasal olarak giderilmemiş olacaktır. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/06/2006 gün ve 2006/151-157 , 13/02/2007 gün ve 2006/349, 2007/35, 18/09/2007 gün ve 2007/186-178, 13/05/2008 gün ve 2008/84-111 ile 14/04/2009 gün ve 2009/75-101 esas-karar sayılı kararlarında da, mahkumiyet hükümlerinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi kapsamında kaldığı kabul edilerek, hukuka aykırılıkların bizzat Özel Dairelerce giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Somut olayda, hükümlü ... hakkında, olay tarihinde sevk ve idaresindeki araçla kırmızı ışıkta bekleyen mağdurun kullandığı araca arkadan çarpmak suretiyle maddi hasara sebebiyet vermesi ile sonuçlanan eyleminin taksirle meydana gelmiş olması karşısında, unsurları oluşmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır. Bu nedenle Özel Dairece, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmesi yerindedir. Ancak buradaki bozma nedeni, yasal unsurları oluşmayan suçtan sanığın beraatine karar verilmesine ilişkin olması sebebiyle, hükümlü hakkında trafik güvenliğini tehlikeye düşürme suçundan verilen cezanın tamamen kaldırılmasını gerektiren bozma nedeni olduğundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi kapsamında kalıp, yeniden yargılama yasağı bulunması nedeniyle belirlenen hukuki aykırılığın, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan verilen cezanın kaldırılması hususunun da bizzat Özel Dairece uygulanması gerektiği gözetilmeden, kararın bozulmasına, bozma nedenine göre müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine karar verilmesinin aykırı olduğu kanaatine varılmıştır. SONUÇ VE İSTEM :Yukarıda açıklanan nedenle; Dairenizin, 21/03/2017 gün ve 2017/1237 esas, 2017/2239 sayılı kararının kaldırılması, Yüksek Dairenizin yukarıda belirtilen kararından, "müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına" ibaresinin çıkartılması ve 5271 sayılı CMK'nun 309. Maddesinin 4. fıkrasının (d) bendindeki yetkiye dayanılarak Dairenizce, kanun yararına bozma talebi doğrultusunda hükümlü ... hakkındaki, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan verilen mahkumiyet kararının kaldırılarak, atılı suçtan sanığın beraatine karar verilmesi, İtirazın, Dairenizce yerinde görülmemesi halinde ise, dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesi, itirazen arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: II- İTİRAZIN KAPSAMI İtiraz, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanık ... hakkında verilen mahkumiyet kararının kanun yararına bozulmasına dair, Dairemizin 21.03.2017 tarihli kararına ilişkindir. III- KARAR 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE, 2- Dairemizce verilen 21.03.2017 gün ve 2017/1237 E. 2017/2239 K. sayılı KANUN YARARINA BOZMA kararının KALDIRILMASINA, 3-Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17.05.2016 tarihli ve 2015/145 esas, 2016/945 sayılı hükmün yeniden incelenmesi sonucu; Sanığın idaresindeki araçla seyir halinde iken önünde aynı istikamette seyreden ve kırmızı ışık nedeni ile duran araca fren yapmasına rağmen arkadan çarpması sonucu meydana gelen maddi hasarlı olayda; sanığın eyleminin TCK'nın 179/2. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturmayacağı, zira TCK'nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun, bu maddenin 2. fıkrasında ''kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık ve malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etmek...'' şeklinde tanımlandığı, aynı Kanunun 180. maddesinde düzenlenen, trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçunda ise karayolu ulaşım araçlarına yer verilmediği, dolayısıyla TCK'nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun ancak kasten işlenebileceği ve bu suçun oluşabilmesi için aracın kasıt ya da olası kasıtla kişilerin hayat, sağlık ve malvarlığı açısından tehlike yaratacak bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerektiği, karayolu ulaşım araçları yönünden suçun taksirle işlenen biçimine TCK'da yer verilmediği, koşulları bulunduğu takdirde eylemin 2918 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebileceği bu nedenle sanık hakkında unsurları oluşmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle sanığın mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiş olup, o yer Cumhuriyet Savcısı'nın kanun yararına bozma nedenleri yerinde görüldüğünden; Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17.05.2016 tarihli ve 2015/145 esas, 2016/945 sayılı kararının CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, aynı maddenin 4.fıkra (d) bendinin verdiği yetkiyle; sanığın atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan BERAATİNE, hükmolunan cezaların kaldırılmasına 04.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.