İçeriğe geç
AC
12. Ceza Dairesi Esas: 2023/4346 Karar: 2024/6580 Tarih: 2024

Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2023/4346 K.2024/6580

12. Ceza Dairesi 2023/4346 E. , 2024/6580 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1960 E. 2022/2126 K. SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık HÜKÜM : Zamanaşımı nedeniyle düşme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret Sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükmün katılan vekili tarafından temy

Karar Özeti

12. Ceza Dairesi 2023/4346 E. , 2024/6580 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1960 E. 2022/2126 K. SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık HÜKÜM : Zamanaşımı nedeniyle düşme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret Sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükmün katılan vekili tarafından temy

Karar Detayı

12. Ceza Dairesi 2023/4346 E. , 2024/6580 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1960 E. 2022/2126 K. SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık HÜKÜM : Zamanaşımı nedeniyle düşme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret Sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükmün katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Erdemli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/04/2016 tarih, 2013/360 Esas, 2016/477 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 2863 sayılı Kanun'un 74/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. maddesi gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. 2.Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 15.06.2016 tarihinde kesinleşmesine müteakip, sanığın denetim süresinde 17.05.2017 tarihinde 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçunu işlemesi, Menderes 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/22 Esas, 2019/316 Karar sayılı kararı ile sanığın mahkumiyetine karar verilmesi üzerine, Erdemli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2021 tarih, 2019/682 Esas, 2021/92 Karar sayılı kararı ile önceki hükmün aynen açıklanmasına, sanığın 2863 sayılı Kanun'un 74/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1 maddesi gereğince 1 yıl 8ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 3.Kararın sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 24.06.2021 tarih, 2021/1099 Esas, 2021/1749 Karar sayılı kararı ile; "Ceza usul hukukunda, re'sen araştırma ilkesi ve vicdani delil sistemi geçerli olup, amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, hukuka uygun elde edilen her türlü delille ispatlanabilir. Anayasamıza göre, kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular delil olarak kullanılamaz (m.38/6). CMK uyarınca, yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilebilir (m. 217/2). Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur. (m.206/2-a) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması, hukuka kesin aykırılık sebebidir. (m. 289) Açıklanan pozitif hukuk normları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (29.11.2005, 2005/144 Esas, 2005/150 Karar, 17.11.2009, 2009/7-160 Esas, 2009/264 Karar) kararları ile aynı yöndeki Özel Daire Kararları karşısında; “hukuka aykırı biçimde” elde edilen deliller, Türk Ceza Yargılaması Hukuku sisteminde dikkate alınamaz. Bu husus, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde yer alan ve Anayasamıza da eklenen (m. 36) adil yargılanma hakkının da gereğidir. CMK’nın 289/1-i maddesine göre, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hali, kanuna kesin aykırılık hali olarak kabul edilmiştir. Hukuka aykırılık ise, CMK'nın 288. maddesinde tanımlanmıştır. "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” hukuka aykırılıktır. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, delilin elde edilmesi aşamasında bir hukuk kuralı ihlal edilmiş ise artık bu delil hukuka aykırıdır. Sanığın istinaf dışı sanıklarla birlikte yıkık kilisenin bulunduğu yerde yerde kazı yaptıklarının kolluğun devriyesi sonucu farkedilmesi üzerine yakalanmaları üzerine 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunun 74/1 maddesinden cezalandırılmaları için açılan kamu davasında, soruşturma ve kovuşturma aşamasında usulünce keşif yapılmadan, sadece fen bilirkişisi eşliğinde yapılan keşfe istinaden sanığın eylemlerin sübuta erdiği kabul edilerek mahkumiyeti yönünde hüküm kurmuş ise de; Bilirkişi atanması, bilirkişi raporu ve uzman mütalaası alınmasına ilişkin düzenlemelere yer verilen CMK'nın 62, 63 ve 67. maddelerinde çözümü, uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşüne başvurulacağı, ancak, bilirkişi raporlarının mahkemeyi bağlayıcı değil, delilleri değerlendirme vasıtalarından biri olduğu, mahkemelerin gerekçelerini açıklamaları suretiyle, bilirkişi raporuna itibar edip etmeme hususunda takdir ve değerlendirme hakkına haiz bulunduğu, 2863 sayılı Kanunun 74. maddesinde düzenlenen “izinsiz define araştırma” suçunun ve 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen tescil edilen sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına müdahale ve zarar verme suçlarının oluşabilmesi için suça konu bu yerin, sit alanı veya 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olması ya da korunma alanı dahilinde kalması gerektiği; 2863 sayılı Kanunun 74. maddesinde düzenlenen izinsiz define araştırma suçunun oluşabilmesi için; sanıkların kültür varlığı bulma iradesi ile kazı veya sondaj yapmasının gerektiği; suça konu yer 2863 sayılı Kanunun 74. maddesi’nin 1. cümlesinde sayılan yerlerden değil ise, 2. cümle gereğince verilen cezadan indirim yapılmasının gerektiği; 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde ise, sanıklarda kültür varlığı bulma iradesi bulunmayıp, tescil edilen sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarında, kasten zarar verme veya izin alınmaksızın bu alanlarda inşaî ve fiziki müdahale yapılmasının gerekli olduğu, Sanık tarafından izinsiz kazı yapma ve bu kazı neticesinde korunması gerekli taşınmaz kültür varlığına zarar verilmesi halinde 2863 sayılı Kanunun 65/1-1 cümle ve 74/1-1 cümlesinde düzenlenen her iki suçunda oluşacağı, ancak TCK'nın 44. maddesindeki fikri içtima kuralları gereğince 2863 sayılı Kanunun 65/1-1. cümlesinde düzenlenen yaptırımın daha ağır olması hususu, dikkate alındığında, anılan madde uyarınca uygulama yapılacağı, zarar suçunun gerçekleşmemesi veya kazı yapılan yerin 2863 sayılı kanun gereğince korunması gerekli yerlerden olmaması halinde eylem nedeniyle 74/1-2. maddesi uyarınca hüküm kurulacağı, Ancak; Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/1. maddesinde, “Tescil edilen sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarının bu Kanuna göre tebliğ veya ilan edilmiş olmasına rağmen yıkılmasına, bozulmasına, tahribine, yok olmasına veya her ne suretle olursa olsun zarar görmesine kasten sebebiyet verenler ... iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır” düzenlemesine yer verilerek, zarar suçunun oluşumu için, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarının tescilli olmasının arandığı, dava konusu kazı fiilinin gerçekleştirildiği kilisenin, tescil edilmemiş olsa dahi 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamında korunması gerekli kültür varlığı niteliğini haiz bulunmakla beraber, tescilli değil ise, yukarıda açıklanan 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/1. maddesine göre zarar suçunun unsurlarının oluşmayacağı, Açıklanan hukuksal düzenlemeler karşısında; olay yerinde fen, inşaat ve arkeolog bilirkişilerden oluşan bağımsız bilirkişi heyeti ile yeniden keşif yapılarak; müdahalenin zeminde tespit edilmesi, sanıkların çukur kazdığı yerin ve bölgenin yukarıda belirtilen niteliği haiz olup olmadığı, kazı sırasında tescil taşınır ya da taşınmaz kültür varlığına zarar verilip verilmediği hususlarının tereddütsüz şekilde belirlenmesi, sanığın üzerine atılı suçun niteliği ve sübutunun değerlendirilmesi için, gerekirse tutanak tanıkları da dinlenerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, sadece fen bilirkişisi eşliğinde keşif yapılarak düzenlenen raporu hükme esas alınmak suretiyle, CMK'nın 289/1-i maddesi uyarınca kanuna ve usule aykırı olarak hüküm kurulması, Kabule göre de; -İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında, Kültür ve Turizm Bakanlığının kamu davasına katılmasına karar verilmesine rağmen, karar başlığında davayla ilgisi bulunmayan Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Bölge Müdürlüğü ile Erdemli Maliye Hazinesinin katılan olarak yazılması, -İştirak halinde suç işleyen sanıklar hakkında yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilirken, sanıklardan eşit şekilde tahsiline denilmesi gerekirken, vekalet ücretinin ve yargılama giderinin sanıklardan alınmasına şeklinde hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 324/2 maddesine muhalefet edilmesi, Hukuka aykırı olup, bu itibarla istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf istemi yerinde görülmekle; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 289/1-i ve 280/1-e maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA," gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 4.Erdemli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.06.2022 tarih, 2021/408 Esas, 2022/449 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında; 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 51/1-3-7-8. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiştir. 5. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 11.10.2022 tarih, 2022/1960 Esas, 2022/2126 Karar sayılı kararı ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 05.05.2023 tarihli, 2023/48385 sayılı ve esastan ret görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, zamanaşımını kesen ve durduran sebeplerin gözetilmediğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Bölge Adliye Mahkemesince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar sonrasında, sanık hakkında denetim süresinin başlayabilmesi için, verilen kararın usulüne uygun olarak kesinleşmesi gerektiği, bu kapsamda; kararın tarafların huzurunda verilmesi halinde tefhimle, yokluklarında verilmesi durumunda ise 7201 sayılı Tebligat Kanuna uygun olarak tebliği ile kararın içeriğini öğrenmeleri ve bu şekilde yasa yollarına başvuru haklarını kullanmalarına imkan sağlanması gerektiği, bu bakımdan, CMK'nın 231/11 maddesi uyarınca, sanığın denetim süresi içerisinde yeniden suç işlediğinden veya yükümlülüğe uymadığından bahisle hükmün açıklanması ancak usulüne uygun olarak kesinleşmiş kararlar için söz konusu olabileceği, dolayısıyla, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın, sanığa usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediğinin değerlendirilmesi gerektiği, sanığın yokluğunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın; Tebligat Kanunu'nun 21. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligat yapılabilmesi için, muhatabın tebligat çıkarılan adreste ikamet etmekle birlikte adreste bulunmadığının ve nedeninin, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin tespiti ile bu tespitin tebliğ evrakına yazılması ve tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerektiği, (Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.30/1), burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklediği, buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatması gerektiği, ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığının, hakim tarafından denetlenebileceği, somut olayda, sanığın yokluğunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın sanığın bilinen son adresine tebliğe çıkartıldığı, tebligatta yer alan şerhte sanığın eşine tebliğ yapıldığı, ancak sanığın adresten geçici olarak mı ayrıldığı ile hangi sebeple adreste olmadığının belli olmadığı, bu şekilde yapılan tebliğ işleminin geçersiz olduğu, ancak bu tebligat esas alınarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleştirme işleminin yapıldığı, bu şekilde yapılan tebliğ işlemi usulsüz olduğu gibi tebligat muhatabı sanığın, usulsüz de olsa Tebligat Kanunun 32. maddesine göre kararın içeriğinden haberdar olduğuna dair herhangi bir bilgi ve belgenin dosyada bulunmaması nedeniyle tebligatın usulsüz olduğu, tebligatın usulsüz olması nedeniyle; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmediği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar kesinleşmediğine göre, henüz denetim süresinin başlamadığı, bu nedenle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına yasal olanak bulunmadığından, hükmün açıklanmasına dair Erdemli 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 02/06/2022 tarih ve 2021/408(E), 2022/449 (K) sayılı kararının hukuka aykırı olduğu, ancak; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihte durmaya başlayıp, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde, yeni suçun işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte yeniden işlemeye başlayacağı, Ceza Genel Kurulunun 16/04/2013 gün ve 1559-147 sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hallerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, ilk derece mahkemesinin resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar vermesi gerektiği, sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 2863 sayılı Kanunun 65/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, zamanaşımını kesen en son işlem 09/09/2013 tarihli savunma olup, anılan tarihten itibaren 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımı, inceleme tarihinden önce 09/09/2021 tarihinde gerçekleşmiş olmakla, dosya içeriği itibariyle de 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar bulunmadığından sanık hakkında açılan kamu davasının, gerçekleşen asli zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi gerekirken, hükmün açıklanmasına ve yazılı şekilde sanığın atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı olup, katılan vekilinin ve sanığın istinaf istemleri bu nedenle yerinde ise de; Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/1-a-c ve 303/1-a maddelerinin verdiği yetkiye istinaden, dosya kapsamı ve toplanan delillere göre, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden, yeni bir delil toplanmadan, dosyada mevcut deliller değerlendirilmek suretiyle dairemizce hukuka aykırılığın düzeltilebileceği kanaatine varıldığı gerekçesi ile, ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak, sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE VE KARAR Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın usulünce kesinleşmediğinden bahisle, zamanaşımını kesen son işlem 09.09.2013 tarihli savunma kabul edilerek kamu olağan zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi isabetsiz ise; suç tarihi olan 24.07.2010 tarihinden itibaren, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımının durma süresi de hesaba katıldığında 26.06.2023 tarihinde dolduğu nazara alındığında; netice itibariyle zamanaşımı nedeniyle düşme yönünde hüküm tesisi yerinde görüldüğünden, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.11.2024 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla