Karar Özeti
12. Ceza Dairesi 2025/2319 E. , 2026/1514 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/453 E., 2024/471 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacı ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyi
Karar Detayı
12. Ceza Dairesi 2025/2319 E. , 2026/1514 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/453 E., 2024/471 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacı ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde; karar tarihi itibarıyla 2024 yılı HUMK temyiz kesinlik sınırının 20.520TL olduğu, davacının toplam tazminat talebinin 315.280,00TL olduğu reddedilen toplam tazminat miktarı bakımından karar tarihi itibarıyla davacı yönünden hükmün kesin nitelikte olmadığı, davalı yönünden kesin nitelikte olmakla birlikte davalının davacının temyiz başvuru dilekçesinin tebliği üzerine katılma yoluyla temyiz isteminde bulunduğu dikkate alındığında 1086 sayılı HMUK'un 427. ve 1412 sayılı CMUK'un 317. maddeleri gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle Tebliğnamede ret isteyen görüşe iştirak olunmayarak gereği düşünüldü işin esasına geçildi: I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk Derece Mahkemesince davacının haksız gözaltı, hukuka aykırı el koyma, ölçüsüz arama nedeniyle 15.280 TL maddi, 300.000 TL manevi tazminatın 19.10.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesine ilişkin talebinin kısmen kabulü ile 448.83 TL maddi, 1000 TL manevi tazminatın 19.10.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili ve davacı tarafından temyiz başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizce davalı vekilinin temyiz istemi bakımından hükmolunan tazminat miktarına göre hükmün davalı yönünden kesin olması nedeniyle reddine, davacının temyiz isteminin ise esastan reddi ile hükmün onanmasına 27.11.2017 tarihinde karar verilerek Yerel Mahkeme hükmünün kesinleşmesine müteakip davacı vekili tarafından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuş, Anayasa Mahkemesinin 11.01.2024 tarihli ve 2018/11489 başvuru sayılı kararı ile; manevi tazminat miktarının Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda ödenmesine hükmettiği ya da hükmedebileceği tazminat miktarına göre makul olduğu kabulü ile birlikte davacının avukatına ödemiş olduğu vekalet ücretine yönelik maddi tazminat talebi ile hukuka aykırı el koyma tedbiri uygulanmasına ilişkin talepleri yönünden "... Derece mahkemesi, tazminat talebini reddederken sadece bu dekontun ve serbest meslek makbuzunun karar tarihinden sonra düzenlendiğini belirtmekle yetinmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinin (6) numaralı fıkrasında tazminat talebi ile ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının saptanmasında mahkemenin gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veya hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkili olduğu belirtilmesine rağmen bu vekâlet ücretinin başvurucu tarafından gerçekten ödenip ödenmediği, vekâlet ücretinin ödendiği iddia edilen avukatın bu ücreti alıp almadığı, bu dekontun ve serbest meslek makbuzunun sahte veya usulüne aykırı düzenlenip düzenlenmediğiyle ilgili bir araştırma yapılmadığı,... Dolayısıyla beraat ettiği davada başvurucu lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi başvurucunun maddi zararının karşılandığı anlamına gelmeyebilir. Bu noktada derece mahkemesinin başvurucu ile avukatı arasındaki vekâlet sözleşmesinde başvurucu ve avukatının ücreti kararlaştırırken maktu vekâlet ücretini avukatlık ücretine dâhil edip etmediklerini araştırması gerekir. Öte yandan bu maktu vekâlet ücretinin başvurucuya ödendiği kabul edilse bile bu miktarı aşan kısmın neden maddi zarar kapsamında değerlendirilmeyeceği, haksız gözaltı tedbiriyle arasında illiyet bağı olup olmadığı, illiyet bağı varsa talep edilen bu ücretin gerekli ve makul olup olmadığının kararda açıklanmadığı gerekçesiyle yakalama ve gözaltına alma tedbirlerinin hukuka aykırı olmasından dolayı hükmedilen tazminatın yetersizliği nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine," Yerel Mahkemece her ne kadar cep telefonlarına el konulması nedeniyle değer kaybından kaynaklı olarak maddi tazminat ödenmesine karar vermiş ise başvurucunun elkoyma tedbirinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddiası açısından Yerel Mahkemece bir değerlendirme yapılmamasının ve bunun bir sonucu olarak söz konusu talep yönünden hüküm kurulmamasının başvurucunun iddialarının incelenmesine ve uygun bir telafi şansı sunmaya elverişli olmadığına, özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyeti bağlamında oluşan zararlarının tazmini konusunda başvurucuya asgari güvenceleri içerecek şekilde etkili bir hukuk yolu sunulmadığı" gerekçesiyle Anayasanın 20. ve 22. maddeleriyle bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İlk Derece Mahkemesine kararın gönderilmesi üzerine, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile 448.83 TL maddi, 1000 TL manevi tazminatın 19.10.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca davalı vekili ve davacı vekilinin temyiz istemlerinin CMK 298. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Davacının temyiz sebepleri; belirlenen maddi ve manevi tazminat miktarlarının düşük olduğuna, avukata ödemiş olduğu vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine, avukata ödemiş olduğu miktarı salt hatırlamaması nedeniyle maddi tazminata hükmolunmamasının usul ve yasaya aykırı olduğuna, avukat ile yazılı sözleşme yapma zorunluluğu olmadığına, el koyma nedeniyle maddi zararının karşılandığına ancak manevi olarak yaşadığı sıkıntıların hiç dikkate alınmadığına, eksik araştırmaya dayalı hüküm kurulduğuna ilişkindir. Davalı vekilinin temyiz sebepleri; davanın reddine karar verilmesi gerektiğine, belirlenen maddi ve manevi tazminat miktarlarının fazla olduğuna, ilişkindir. III. DAVANIN KONUSU Tazminat talebinin dayanağını oluşturan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/113Esas - 2013/157Karar sayılı ceza dosyası kapsamında davacının 19.10.20 07... .10.2007 tarihleri arasında 3 gün gözaltında kaldığı, 19.10.2007 tarihinde davacının ev ve işyerindeki bilgisayarlarına, ayrıca yakalandığı tarihte yapılan üst aramasında da iki cep telefonuna ve telefonların içindeki SIM kartlara el konulduğu, yürütülen yargılama neticesinde 22.11.2013 tarihinde beraat kararı verildiği, verilen kararın 29.11.2013 tarihinde kesinleştiği, el konulan materyallerin davacıya iade edildiği dosya kapsamında; Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince yürütülen yargılama neticesinde, "...Somut olayda; haksız arama ve el koyma iddiasına yönelik olarak ;davacı hakkında örgüt faaliyeti kapsamında yapılan soruşturmada, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 19/10/2007 tarihinde usulüne uygun şekilde verilen arama ve elkoyma kararı doğrultusunda, davacının ev ve işyerindeki bilgisayarlarına, ayrıca yakalandığı tarihte yapılan üst aramasında da iki adet cep telefonuna ve telefonların içindeki SIM kartlara el konulduğu;buna ilişkin tutanaklar ve kararların dosya arasında bulunduğu, davacının herhangi bir itirazı bulunmaksızın tutanak altlarını imzaladığı (örnek ;19.10.2007 günlü el koyma tutanağı)sabittir. yukarıda bilgi edinilmesi amacıyla yazılı bulunan hükme esas alınan ilamlar gözetildiğinde CMK nın 141. Maddesi kapsamında koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında manevi tazminat davası için kişilik haklarının ihlal edilmesi, özellikle sosyal ve duygusal kişilik değerlerinin ihlali ve hukuka aykırı bir fiilin bulunması gerekir. Yakalanan veya gözaltına alınan kimsenin gerek aile gerekse iş çevresinde itibarının sarsılması, aile, çocuk ve yakınları için cezaevinde hasret çekilmesi, kişinin tutuklanması nedeniyle ruhi sıkıntılar çekmesi, cezaevi şartları, buralarda duyduğu acı ve ızdıraplar kişinin manevi zararının giderilmesini gerekli kılmaktadır. Bu açıklamalar ışığında, haksız yere yakalanan ya da tutuklanan kişinin çektiği acının karşılığı olarak manevi zarar ödenmesi gerektiği,eldeki davada haksız olarak kabulü mümkün olmayan, hukuka uygun şekilde alınan ve Yasaya uygun olarak icra edilen arama yada bilgisayar/telefon kütüklerinin imajı yerine fiilen alınarak el konulması nedeniyle ise manevi tazminat şartlarının oluşmayacağı, bu hususun artık Yargıtay ın aynı yöndeki kararları ile içtihat niteliğine haiz olduğu, somut olayda davacı hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği el koymanın şekli nedeniyle ancak varsa maddi zararını talep edebileceği ; zira yukarıda yazılan ilamlardan görüldüğü üzere, davacıdan el konulan eşyaların gelir getirici ve gelirinden mahrum kalınan nitelikte ve ticari amaçla tasarrufta bulunulan mallar olmadığı, davacının kişisel kullanımına hasredilmesi ve davacının haksız el koymadan kaynaklı kazanç kaybını ispata yarar delil sunamaması,Örneğin telefonlarının kırık/hasarlı veyahut çalışamaz olduğu gibi bir iddiasının bulunmadığı gözetilerek anılan hususlara dayalı taleplerin maddi tazminat kapsamında değerlendirilmeyeceği sabittir. Yine ihlal kararına konu edilen kişi hürriyeti ve güvenliği ile özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiyle ilgili olarak, izah edilmeye çalışıldığı üzere CMK nın 141-142 Maddeleri dairesinde,sırf imaj alınmadığı, diitallere fiilen el konulduğundan sebeple, komşuların aramayı gördüğü, itibarın zedelendiği, telefonunda özel kayıtlarının görüldüğü gibi gerekçelerle, arama ve el koyma nedeniyle Ağır Ceza Mahkemelerince manevi tazminat hesabı yapılamayacağı; şayet davacının talep konusu yaptığı üzere, özel hayatının yada haberleşme hürriyetinin ihlali söz konusu olsa dahi bu kapsamdaki tazminat taleplerinin el koyma tedbirinin usulsuz olduğu gerekçesine dayandırılamayacağı fakat taleplerini her zaman İdareye karşı açacağı tazminat davaları ile tazmin yoluna gidebileceği,gelinen aşamada ancak önceki onanan Mahkememiz kararı ile aynı gerekçe ile el konulan telefonlar nedeniyle değer kaybından kaynaklı olarak yine maddi tazminata ilişkin hesaplama yapılarak, bilirkişi raporu ile belirlenen bedelin ödenmesine karar verilmiştir. Bununla birlikte ;davacı hakkında ölçüsüz arama yapıldığından bahisle tazminat talebinde bulunmuştur. Yapılan aramalarda davacının diğer mal varlığı değerlerine veya bizzat şahsına ve/veya arama yerinde bulunan diğer kişilerin şahsına zarar verildiğine dair arama tutanaklarında bir tespit ve çekince kaydı yoktur. Davacı yapılan aramaların ne şekilde ölçüsüz olduğunda dair başkaca bir sebep getirmemiştir. CMK'nın 120. maddesine göre arama sırasında aranacak yerlerin sahibi ile eşyanın zilyedinin aramada hazır bulunabileceği, bu hususun kişi için güvence niteliğinde olduğu, bu itibarla davacının konutunda veya iş yerinde huzurunda/yokluğunda arama yapılmasının usul ve kanunu aykırı olmadığı, eldeki davada mevcut olgulara göre, ölçüsüz arama yönünden sübut sebeplerinin gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Davacının, avukatına ödediğini iddia ettiği ücretten kaynaklı tazminat talebine yönelik olarak davacı tarafça ibraz edilen serbest meslek makbuzunun ve banka dekontunun karar tarihinden sonrasında düzenlendikleri, mahkememiz tarafından ara karar tesis edildiği halde bu ödemelere ilişkin hiç bir belge /kayıt/evrak sunulmadığı, hukukun genel prensipleri olarak davacının davasını ispata yarar belgeleri sunmakla mükellef olduğu, usul yönünden korum tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun delil toplama/ispat yönü ile uygulanmadığı, Hukuk Usulü Muhakemeleri kanunun geçerli olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." hükmünün yazılı olduğu, anılan açık hüküm karşısında davacının iddiasını doğrulayan belgeleri ibraz etmesi gerektiği ancak duruşma tarihine kadar geçen sürede bu ödemenin gerçekten yapılıp yapılmadığını, ne şekilde hangi yolla yapıldığına ilişkin bir delilin sunulmadığı sabittir. Hakkın kötüye kullanılmasına sebebiyet vermemek, hukuka aykırı bir serbestinin önünü açmamak amacıyla davacının yargılandığı kamu davasında beraatine karar verilmesinin ardından düzenlenen belgelere itibar edilemeyeceği, aynı yolu izleyerek İdareden daha fazla tazminat alma amaç ve saiki ile sonradan belge düzenlenmesinin muhtemel olduğu, sonradan ücret sözleşmesi yada makbuz düzenlenerek tazminat isteme hakkının tarafların keyfiyetine bırakılamayacağı zaten davacı da huzurda ücrete ilişkin kesin ve somut bir açıklama yapamadığı sabit olmakla mahkememiz önceki kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla" gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. GEREKÇE VE KARAR Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi kararında davacı ve davalı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.02.2026 tarihinde karar verildi.