KÜNYE
12. Hukuk Dairesi 2023/7220 E., 2024/454 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Ocak 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Karar Metni
905 kelime·5 dk okuma
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı/alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı üçüncü kişiler; haczedilen menkullerin kendilerine ait olduğunu, borçlunun haciz adresinde faaliyet göstermediğini ileri sürerek davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı alacaklı; borçlu ile üçüncü kişi arasında organik bağ olduğunu, muvazaalı işlemler yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda, davanın kabulüne ilişkin verilen karara karşı davacı üçüncü kişi vekili ve davalı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı 3.kişiler vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin kararı Dairemizin 22.02.2023 tarih ve 2022/10554 Esas, 2023/1090 Karar sayılı ilamı ile "...dava konusu 18.10.2016 tarihli haczin, üçüncü kişi şirketin ticaret sicilde kayıtlı adresinde yapıldığı, ticaret sicil kayıtlarına göre borçlunun bu adreste hiç faaliyette bulunmadığı borçluya ödeme emrinin farklı adreste tebliğ edildiği, haciz sırasında borçlu şirket ortağı ve yetkilisinin hazır bulunmadığı, haciz mahallinde borçlu adına düzenlenmiş belge olmadığı,
dosya kapsamında yer alan 28.08.2014 tarihli haciz tutanağı ve 23.03.2018 tarihli kolluk araştırmasına göre borçlu şirketin ödeme emri tebliğ edilen adreste faaliyet gösterdiği, davacı şirketlerin ortak ve yetkilileri ile borçlu şirket arasında bağ kurulamadığı görülmekle mülkiyet karinesi davacı üçüncü kişi lehine olup, davanın İİK'nın 96. maddesi gereğince 3. kişi tarafından açılması ise ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmayacağı, mülkiyet karinesinin aksinin davalı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiği,
borçlu şirket çalışanlarından Şaban Belge'nin üçüncü kişi şirkette genel müdürlük görevi üstlendiği anlaşılmış ise de ticaret sicil kayıtlarına göre anılan şahsın borçlu şirket ortağı veya yetkilisi olmaması, ayrıca borçlu şirketten ayrılan bir kısım işçinin üçüncü kişi şirkette çalışmaya başlaması hususlarının üçüncü kişi lehine olan karinenin aksini değiştirmeye yeterli olmadığı,
kaldı ki üçüncü kişiler ile borçlu şirket arasında ticari ilişkiye rastlanılmadığı tespitini içeren bilirkişi raporunun üçüncü kişi lehine olan karineyi desteklediği anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, " gerekçesi ile bozulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, Dairemizin bozma ilamına uyularak "...davacı 3. kişiler lehine olan mülkiyet karinesinin aksinin ispat edilememiş olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesince istihkak davasının kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, ileri sürülen istinaf sebepleri yerinde olmadığı," gerekçesi ile başvuruların esastan reddine karar verilmiş, karar davalı alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, üçüncü kişilerin İİK'nın 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1.Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığına göre davalı alacaklı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davalı alacaklının vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Davanın esasına yönelik karar verildiğine göre, karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hacizli malların değeri ile asıl alacak miktarından hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir.
Somut olayda, takibe konu asıl alacak miktarı (269.727,45 USD olup, takip tarihindeki dolar kuru karşılığının 589.300 TL olduğu), hacizli malların değerinden (1.320.000 TL.) az olduğundan avukatlık ücretinin takibe konu asıl alacak miktarı üzerinden hesap edilmesi gerekirken davacı taraf yararına daha fazla miktarda vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsizdir.
3.Davalı alacaklının harca ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (I) sayılı tarifenin yargı harçları başlığını taşıyan bölümünün karar ve ilam harcı başlıklı III. kısmının 1. fıkrasında, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden tarifede gösterilen oranda nispi karar ve ilam harcı; 2-a fıkrasında ise, 1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlar ve davanın reddi kararlarında maktu karar ve ilam harcı alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda; konusu belli bir değerle ilgili bulunan davada esas hakkında karar verildiğine göre, hacizli malların değeri ile asıl alacak miktarından hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi harca hükmedilmesi gerekir.
Somut olayda, takibe konu asıl alacak miktarı (269.727,45 USD olup takip tarihindeki dolar kuru karşılığının 589.300 TL olduğu), hacizli malların değerinden (1.320.000 TL) az olduğundan harcın takibe konu asıl alacak miktarı üzerinden hesap edilmesi gerekirken fazla miktarda karar-ilam harcına hükmedilmesi hatalı olup, bozma sebebi ise de bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması yoluna gidilmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/7220, K. 2024/454, 17 Ocak 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama