KÜNYE
12. Hukuk Dairesi 2024/7581 E., 2025/1066 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Şubat 2025
- Mahkemesi
- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
Karar Metni
1.937 kelime·10 dk okuma
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 Sayılı Kanunla değişik İİK'nin 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin reddine oy birliği ile karar verildikten sonra işin esası incelendi:
Genel haciz yolu ile örnek 7 ilamsız takipte, borçlu belediyenin sair şikayeti ile birlikte İYUK’un 28. maddesi uyarınca idareye başvuru yapılmadan başlatılan takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince; şikayetin kısmen kabulü ile takip dayanağı belgelerin ödeme emri ile birlikte tebliğ edilmemesi nedeniyle ödeme emri tebliğ işleminin iptaline, İYUK’un 28/2 maddesi uyarınca yapılan şikayetin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, hükmün borçlu tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
HMK'nun 33. maddesi uyarınca hukuki tavsif hakime aittir. Hakim, bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve netice-i taleplerle bağlı olup, dayandıkları kanun hükümleri ve onların hukuki tavsifleri ile bağlı değildir. Kanunları re'sen tatbik ederek iddia ve müdafaadaki netice-i talepleri karara bağlamakla mükelleftir (4.6.1958 ve 15/6 sayılı İBK). Şikayet dilekçesinde ve yargılama aşamasında İYUK’un 28/5. maddesi uyarınca takibin iptali gerektiğinin ileri sürülmemesi HMK'nun 33.maddesi uyarınca "hukuki tavsif hakime aittir" kuralını değiştirmez.
İİK'nın 42/3 maddesi uyarınca "İdari yargının görev alanına giren konularda ilamsız takip yoluna başvurulamaz".
Söz konusu hüküm 15.08.2017 tarihli 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesi ile İİK’nın 42. maddesine bir fıkra ile eklenmiş olup, 01.02.2018 tarihli 7078 sayılı Kanunun 8. maddesi ile aynen kabul edilmiştir. Aynı Kanunun 9. maddesi ile İcra ve İflas Kanununa geçici 13. madde eklenmiştir. Geçici 13. maddesinin birinci fıkrasına göre;
“İdari yargının görev alanına giren konularda bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılmış ilamsız icra takipleri hakkında, talep üzerine icra müdürünce 42. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca dosya üzerinden düşme kararı verilir ve karar alacaklıya resen tebliğ edilir. Alacaklı düşme kararının tebliğinden itibaren 7 gün içinde şikayet yoluna başvurabilir.
Düşme kararının kesinleşmesinden itibaren otuz gün içinde idari yargı merciinde dava açılabilir. Düşme talebinin reddine veya düşme kararı hakkındaki şikayetin kabulüne ilişkin karar kesinleşmeden takibe devam edilemez.
Görüldüğü üzere kanun koyucu Kanunun yürürlük tarihinden önce açılmış ve İİK’nun 42/3 fıkrasına göre yapılan takiplerde taraflardan herhangi birinin talebine bağlı olmaksızın icra müdürünün takibin düşmesine karar vermesi gerektiğini emretmektedir. Geçici 13. maddenin yürürlük tarihinden sonra idari yargının görev alınan giren konularda ilamsız takip yapılmış ise borçlu başka bir sebeple şikayet yolu ile icra mahkemesinden takibin iptali talep etmese dahi icra mahkemesi kamu düzenine ilişin bu hususu resen görüp takibin iptaline karar vermek zorundadır.
HMK’nın 114. maddesinin b) bendinde “Yargı yolunun caiz olması” dava şartları arasında sayılmış olup benzer şekilde İİK’nun 42/3 fıkrası da bir takip şartı olarak düzenlenmiştir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.10.2018 tarih 2017/4-1459 E. 2018/1437 K. sayılı kararında, özetle; “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yapılan yol ve kaldırım çalışmaları sırasında davacı özel hukuk tüzel kişisinin kablo tesislerine zarar verildiğinden bahisle açılan ilamsız icra takibine itiraz üzerine açılan itiraz iptal davasının 2004 sayılı Kanun’un 42 ve geçici 13. maddeleri uyarınca yargı yolunun caiz olmadığına ve uyuşmazlıkların idari yargı yerlerince görülmesi gerektiğine” hükmedilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bir itiraz sonucu vermiş olduğu 22.10.2020 tarihli ve 2020/78E. 2020/59 sayılı kararı gerekçesinde anılan Hukuk Genel Kurul kararına da atıf yapılarak idari yargının görev alanına giren konulara ilişkin uyuşmazlıkların idari yargı yerlerince görülmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Uyuşmazlık mahkemesi önüne gelen dava konusu olayda İstanbul 6. Ticaret Mahkemesi itirazın iptal davasında, “İdarenin hizmet kusurundan kaynaklı tam yargı davasında idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verdiği, kararın kesinleşmesi sonrası davacının idari yargı yerinde tam yargı davası açtığı, İstanbul 9. İdare mahkemesi ara kararı ile davanın adli yargıda görülmesi gerektiği gerekçesi ile 2247 sayılı Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine,
dosya incelenmesinin Uyuşmazlık mahkemesince karar verilmesine kadar ertelenmesine karar verildiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin 27.07.2021 tarih 2021/608 E. 2021/680K. sayılı kararında kamu tüzel kişiliğini haiz İSKİ’nin haksız eylemden kaynaklı zararın tazmini isteminin İİK’nun 42/son fıkrasına göre ilamsız icra takibine ve dolayısı ile itirazın iptaline konu edilmesinin hukuken mümkün bulunmadığından davanın çözümünde idari yargının görevli olduğuna karar vermiştir.
Yine Uyuşmazlık Mahkemesinin 05.04.2021 tarihli ve 2021/28 E. 2021/144 karar sayılı kararında özetle;
“ 2004 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklik ve Anayasa Mahkemesinin 22.10.2020 tarihli ve 2020/78 E. 2020/59 K. sayılı kararı doğrultusunda: idari yargının görev alanına giren konulara ilişkin uyuşmazlıkların itirazın iptali davası yoluyla görülmesi mümkün olmadığından Mahkemece içtihat değişikliğine gidildiği ve davalı idarenin (İSKİ) hizmet kanunu nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemi niteliğindeki davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine” karar verilmiştir.
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden ... zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden ... uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.
Somut olayda; alacaklı şirketin, yatırım teşvik belgesi kapsamında inşa edilen binalar için bina inşaat harcı istisnasından yararlandığı halde borçlu belediyece tahsil edilen harçların iadesi talebinin reddine ilişkin idari kararın iptali istemi ile açtığı dava sonucunda Antalya 1. Vergi Mahkemesi'nin, 31.12.2019 tarih ve 2019/829 Esas 2019/1307 Karar sayılı ilamında “...davacı şirketten tahsil edilen imar ile ilgili harçların iadesi istemiyle düzeltme-şikayet yolu izlenerek yapılan başvurunun reddine dair işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu 10.07.2019 tarih ve 10008 sayılı işlemin iptaline,...” karar verildiği, idari yargıda görülen iptal davası sonucu verilen kararın eda hükmü içermediği, borçlu belediyece tahsil edilen harçların iadesi için örnek 7 ilamsız takip başlatıldığı görülmektedir.
Bu durumda, belediyece tahsil edilen imar ile ilgili harçların ve iade edilmesi gereken miktarın saptanması idare hukuku ilkelerine göre 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davası ile mümkün olduğundan, idari yargının görev alanında kaldığı anlaşılan tahsil edilen harçların iadesi için İİK'nın 42/3. maddesi uyarınca belediye aleyhine doğrudan ilamsız takip başlatılamayacağı anlaşılmıştır. Bu husus takip şartına ilişkin, emredici ve kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece re'sen gözetilmelidir.
O halde, İlk Derece Mahkemesince, yukarıda belirtilen kurallar göz önünde bulundurularak şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi ve Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi isabetsiz olup, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2024/7581, K. 2025/1066, 12 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama