Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesinin 07.11.2024 tarih ve 224/750 E.-2024/1071 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre borçlu vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,05.03.2025 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
Üye ...’ın Karşı Oy Yazısı;
Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan genel haciz yolu ile örnek 7 takipte itirazın kaldırılması istemine ilişkindir.
Dayanağı İİK'nın 269/c, 269/d atfı ile İİK'nın 68. maddesinden kaynaklanmaktadır.
İİK’nın 269/c maddesine göre; borçlu akdi reddetmeyip kiranın ödendiğini veya sair bir sebeple istenemeyeceğini bildirerek itiraz etmiş ise itiraz sebeplerini ve isteğini noterlikçe re’sen tanzim veya imzası tasdik edilmiş veya alacaklı tarafından ikrar olunmuş bir belge yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya vesika ile ispat etmeye mecburdur.
İcra takip dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı tarafından, davalı borçlu hakkında, 15.02.2015 başlangıç tarihli kira sözleşmesine istinaden, İstanbul Anadolu 24. İcra Müdürlüğü'nün 2022/529 Esas sayılı dosyası ile 13.01.2022 tarihinde 288.310,24 USD toplam alacak üzerinden takip başlatıldığı, örnek 7 nolu ödeme emrinin davalıya 07.02.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 11.02.2022 tarihinde 7 günlük yasal sürede itiraz edildiği, davanın 23.02.2022 tarihinde açıldığı görülmüştür.
Davalı borçlunun itiraz dilekçesinde özetle, alacaklı tarafın aynı alacaklarla ilgili daha önce başlatmış olduğu icra takiplerinde "fazlaya ilişkin haklarını" saklı tutmadığını, yapılan ödemeleri hiçbir "ihtirazî kayıt" ileri sürmeksizin tahsil ettiğini, alacaklının işbu takibe konu ettiği alacakları diğer dosyalardan tahsil etmiş olmasına rağmen kötü niyetli bir şekilde aynı alacakları veya iddia ettiği gibi bakiyesini yeniden takibe koymasının haksız ve usulsüz olduğunu,
alacaklı tarafın işbu takibe konu kira alacaklarını İstanbul Anadolu 4. İcra Müdürlüğü 2019/22248 E. ve İstanbul Anadolu 4. İcra Müdürlüğü 2019/22373 E. sayılı dosyalarından takibe koymuş olup alacağını tahsil ettiğini, söz konusu icra dosyalarının takip talepleri incelendiğinde alacaklının "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı"nın görülmekte olduğunu, kaldı ki alacaklı tarafın, dosyaya yatan ödemeleri de hiçbir ihtirazî kayıt ileri sürmeksizin tahsil ettiğini, alacaklının aynı alacakları veya bakiyesini yeniden takibe konu etmesinin haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek borca, takibe,
faize ve tüm fer'ilerine itiraz ettiği anlaşılmıştır.
Davacı/alacaklı ise davalı/kiracının itirazına karşılık olarak, cevap dilekçesi ve istinaf dilekçesinde özetle; daha evvel başlatılan takipte sehven eksik talepte bulunulduğunu, eksik ödenen ve kira takibine eksik konulan kira bedellerinin tahsil amacıyla bu takibi başlattıklarını, bilinçli yapılan bir tercih olmadığını, Türk Parasının Kıymetini Koruma mevzuatında yapılan değişiklik yeni olduğu için takip başlatılırken hataya düşüldüğünü, Yerel Mahkemenin kabul ettiğinin aksine TL ve yabancı para cinsinden takip yapma seçimlik hakkını kullanmadıklarını,
takip başlatılırken mevzuattaki yeni değişiklik sebebiyle hataya düşüldüğünden dolayı herhangi bir ihtirazî kayıt ileri sürülmesinin kendilerinden beklenilemeyeceğini belirtir nedenlerle itirazın kaldırılması isteminin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince; tarafların iddia ve savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, davacının kira fark alacağını tahsil hakkının bulunup bulunmadığı ve varsa ne kadarlık alacağının bulunduğu hususunun genel mahkemede yargılamayı gerektirdiği, dar yetkili icra mahkemesince bu yönün incelenemeyeceği gerekçesiyle itirazın kaldırılması isteminin reddi ile yasal şartları oluşmadığından davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesine karar verilmiştir.
İcra hukukunda “derdestlik” hususunda pozitif bir düzenleme yer almamakla birlikte, İcra ve İflas Kanununda açık bir düzenleme bulunmadığı durumlarda medeni usul hukuku hükümlerinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde kıyas yoluyla icra hukukunda da uygulanacağı tabiidir.
Borçlu hakkında devam etmekte olan bir icra takibinin mevcudiyetine rağmen aynı alacaklının, aynı borçluya karşı aynı alacak sebebiyle yeniden icra takibi başlatmasının usulsüz olduğuna dair iddia takip hukukunda mükerrerlik şeklinde nitelendirilmiş olup, medeni usul hukukundaki karşılığı ise derdestliktir.
1086 sayılı HUMK’nın 187/1-4 ve 194. maddelerindeki düzenlemede derdestlik; “ilk itiraz” olarak nitelendirilmiş iken 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girmesi ile 114/1-ı maddesinde yapılan düzenleme ile “dava şartı” haline getirilmiştir. İİK’da derdestlik iddiasının ileri sürülme şartları yönünden bir düzenleme bulunmadığından, HMK’da dava şartı olan derdestlik, icra takibi bakımından da takip şartı haline gelmiştir.
Somut olayda incelendiğinde; dava konusu İstanbul Anadolu 24. İcra Müdürlüğünün 2022/529 Esas sayılı örnek 7 nolu ilamsız takibin konusunun "EKSİK KİRA BEDELİ ALACAĞI VE İŞLEMİŞ FAİZ" olduğu, daha evvel takibe konulan İstanbul Anadolu 4. İcra Müdürlüğünün 2019/22248 Esas ve 2019/22373 Esas sayılı örnek 7 nolu ilamsız takiplerin konusunun ise "bir kısmının eksik yatan kira bedelleri ile işlemiş faizleri, bir kısmının ise yalın kira bedelleri" şeklinde istendiği, üç takip arasına tıpa tıp benzerlik olmadığı,
bir kısım takipte USD para biriminden bir kısmında da TL para birimi üzerinden alacakların istenildiği dolayısıyla mükerrerlik nedeniyle itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilemeyeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA karar verilmesi gerekirken, aksi yöndeki Dairemizin sayın çoğunluğunun sonucu doğru onama görüşüne katılamıyorum. 05.03.2025