Davacı,24.10.1996 tarihli kredi kartı üyelik sözleşmesine kefil olduğunu, kefilin kefaletinin sözleşme ile sınırlı olduğunu, kefalet sözleşmesinde limitin 700.000.000 TL. yazılı olduğunu, ancak 700.000.000 TL olmasının mümkün olmadığını çünkü asıl borçlunun talep formunda 32.000.000 Tl maaş aldığını sözleşmede boş olan kefalet limitinin icra aşamasında 700.000.000 TL olarak doldurulduğunu bu nedenle, geçerli kefaletin olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitine aksi kabul edilirse kefalet limiti dışında kalan kısım için yapılan takipten dolayı borçlu olmadığının tespitine,olmadığı takdirde kefalet limiti dahilinde sorumlu olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının icra takibine itiraz etmediğini,yapılan hacizde de borcu kabul ettiğini savunarak davanın reddini ve %40 kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece,davacı kefilin aleyhine yapılan icra takibine itiraz etmediği ve 13.4.2001 günü yapılan haciz esnasında borcu zımmen kabül ederek borç bitinceye kadar her ... maaşından 100.00 YTL kesilmesini taahhüt ettiği ve bu ödeme taahhüdü uyarınca maaşından kesinti yapılarak takibe konu borcun ödenerek kapatıldığı anlaşıldığından,davacı kefilin yaptığı ödeme taahhüdü uyarınca yapılan ödemelerin kendisini bağlayacağından dava açmada hukuki menfaati bulunmadığından açılan davanın reddine karar verilmiş; hüküm,davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Mahkemece, davacı ...’ün temyiz talebinin verilen kararın miktar itibariyle kesin olması gerekçesiyle, reddine karar verilmişsede davacı aleyhine yapılan 3.294.442.425 TL'lık icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespitini istemiş olup davacını talebinin reddedilen kısmı 1.000 YTL'den fazla olduğundan ...’ün temyiz isteminin reddine ilişkin 8.5.2006 günlü kararının kaldırılarak temyiz itirazlarının esasının incelenmesi gerekir.
2- Davacı, 24.10.1996 tarihli kredi kartı üyelik sözleşmesinde asıl borçlu dava dışı ... ...’ın kredi borcuna kefil olduğunu sözleşmede yer ... kredi limitinin yazılı miktar kadar olmasının mümkün olmadığını, çünkü asıl borçlunun talep formunda maaşının 32.000.000 TL belirttiğini,bu nedenle geçerli bir kefaletin olmadığını,aksi kabül edilse bile yazılı kefaletten sorumlu olması gerektiğini ileri sürmüştür.
Mahkemece de davacının haciz sırasında borcu kabul ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Davalının, icra takibine konu 3.294.442.425 TL kredi kartı borcu nedeniyle aldığı ihtiyati haciz kararına istinaden 13.4.2001 tarihli haciz sırasında davacının, maaşından her ... 100.000.000 TL kesilmesine muvafakat ettiği, borcun ödenmesi hususunu alacaklı ile takvime bağlayacaklarını beyan ettiği tarafların ve mahkemenin kabulündedir.
Ne var ki davacının bu beyanı icra baskısı ve haciz tehdidi altında alınmış olup, davacının bu kabulü davacıyı bağlamaz. Bu itibarla davacının borcu kabullendiğini söylemek mümkün değildir. Mahkemece, davacının haciz esnasındaki kabul beyanının bağlayıcı sonuç doğurmayacağı benimsenerek işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ;Temyiz olunan 8.5.2006 tarihli ek kararın (1) nolu bentte gösterilen nedenle kaldırılmasına, (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.