KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2006/12837 E., 2006/15117 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Kasım 2006
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
859 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, davalı ile birlikte muris ... ...’ın müşterek mirasçıları olduklarını, davalının 7.7.1972 tarihinde noterde vermiş olduğu “muvafakatname” ile miras hissesini kendilerine devrettiğini, ancak tapuda tescilin yapılamadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, davalının veraset belgesindeki hissesinin dava tarihindeki raiç değeri olan 63.000.000.000 TL’nin dava tarihinden itibaren faiziyle birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davacıların daha önce açmış oldukları tescil davasının reddedildiğini, annesinden kalan miras hissesini davacılara devretmediğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında yapılan miras payının devrine ilişkin sözleşme gereğince davalının miras hissesinin dava tarihindeki raiç değeri olan 30.383.489.693 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Cihanbeyli Noterliğince düzenlenen 7.7.1972 tarihli “muvafakatname ve ibraname” başlıklı belgenin düzenlendiği tarihte tarafların anneleri olan muris ...’nin sağ olduğu, 1996 yılında öldüğü, “muvafakatname ve ibranamede” de anne ...’nin kendisinden çocuklarına intikal edecek miras paylarının intikali konusunda muvafakatı bulunmadığı gibi imzasının da olmadığı anlaşılmakta olup, davacılar tarafından aynı sözleşmeye dayanarak davalı aleyhine açılan Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesine ait E.2002/631, K.2002/695 sayılı tapu iptal ve tescil davasında, davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından,
“Medeni Kanunun 678. maddesi gereğince miras bırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras payını diğer mirasçılara devri sözleşmesinin geçersiz olduğu” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiş, verilen karar 27.9.2002 tarihinde kesinleşmiştir.
Taraflar arasında imzalanan 7.7.1972 tarihli sözleşme, Medeni kanunun 678. maddesi gereğince geçersiz olduğundan, eldeki davada da davacılar, davalının miras hissesinin dava tarihindeki raiç bedelinin ödetilmesini isteyemezler. Davacılar geçersiz sözleşme nedeniyle ancak haksız iktisap kuralları gereğince ... oldukları bedelin iadesini talep edebilirler.
Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tesbitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve ... bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, ... hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır.
Hukuk kuralları, ... hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden ... hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur.
Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı ... durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
HUMK.nun 76.maddesi gereğince, bir davada maddi vakıaları bildirmek taraflara, bunların hukuki nitelendirilmesini yapmak ise ... aittir. Somut olayda davacılar, geçersiz sözleşme ile kendilerine devredilen miras hissesinin dava tarihindeki raiç bedelinin ödetilmesini istemiş olduklarından, ‘çoğun içinde az da vardır’ kuralı gereğince ödedikleri bedelin denkleştirici adalete göre iadesini de talep ettikleri kabul edilerek,
sözleşme tarihinde ödenen satış bedelinin, tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği 27.9.2002 tarihi itibariyle, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, Hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir.
Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğu gözardı edilerek yazılı şekilde davalıya ait hissenin dava tarihindeki raiç bedelinin tahsiline karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2006/12837, K. 2006/15117, 20 Kasım 2006 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama