KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2007/4443 E., 2007/8307 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Haziran 2007
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
388 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, davalı ile aralarında 02.07.2000 tarihinde devre mülk satış sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşme bedeli olan 6751 doları ödediklerini, sözleşmenin 10.maddesi gereğince devre mülkü almaktan vazgeçtiklerini, 18.09.2003 tarihinde ihtar çekerek vazgeçme iradelerini davalıya bildirdiklerini, davalının ödeme yapmaması nedeniyle icra takibi başlattıklarını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davacılara para borcu bulunmadığını, sözleşmenin 10. maddesinde öngörülen sürede ihtar çekilmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-İ.İ.K. 67 maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek, haklı çıkması yasal koşullardandır. Burada, borçlu kötüniyetle itiraz etmiş bulunması da yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kavuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir
2007/4443-8307
yaptırımdır. Bunlardan ayrı; alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın ... miktarı belli sabit veya belirlenmek için bütün unsurlar bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından tahkik ve tayin edilmesi mümkün nitelikte olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tesbit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde icra-inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK.nun 438/7 maddesi hükmü gereğidir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2007/4443, K. 2007/8307, 12 Haziran 2007 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama