KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2008/9122 E., 2009/554 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ocak 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
564 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki araç mülkiyetinin tesbiti davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı şirket, 15.11.1996 tarihli noterde yapılan resmi satış sözleşmesi ile davalılardan ...’tan şirket adına satın almış oldukları BMW marka aracı, şirket adına trafikte tescil ettiremediklerini, davalı ...’in diğer davalıya olan borcundan dolayı başlatılan takip sonrasında ise aracın davalı ...’e satılıp onun adına tescil edildiğini, oysaki aracın mülkiyetinin kendisine ait olması nedeniyle üçüncü kişinin borcundan dolayı araç üzerine haciz konulamayacağı gibi, üçüncü kişi adına tescil de edilemeyeceğini ileri sürerek, araç üzerindeki trafik kaydının iptali ile davacı şirket adına kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Her iki davalı da kendilerine karşı dava açılamayacağını savunarak, davanın öncelikle husumet, kabul edilmediği takdirde ise esastan reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalılardan Hakan’ın aracı İcra Müdürlüğünden satın almış olması, Naim’in ise, dava tarihi itibariyle aracın trafik kaydının adına tescilli bulunmaması nedeniyle, her iki davalıya da husumet yöneltilemeyeceği kabul edilerek, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Daha önce trafikte davalılardan ... üzerine kayıtlı bulunan dava konusu aracın, 15.11.1996 tarihli noterde düzenlenen araç satış sözleşmesi ile adı geçen davalı tarafından davacı şirkete satıldığı, ne var ki bu satışın trafik kaydına işlenmediği, dolayısıyla aracın trafik kaydının davalı ... üzerinde kaldığı, bu arada davalı ...’in diğer davalıya olan borcundan dolayı 2008/9122-2009/554
başlatılan takip ve haciz işlemleri sonrasında aracın İcra Müdürlüğünce davalı ...’a satışının yapılarak, araç kaydının da adı geçen kişi adına tescil edildiği anlaşılmakta olup, davacı 15.11.1996 tarihinde geçerli bir şekilde satın almış olduğu aracın, davalı ... adına bulunan trafik kaydının iptali ile şirket adına tescili istemiyle eldeki davayı açmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, trafikte kayıtlı aracın satışına ilişkin, davacı ile davalılardan ... arasındaki 15.11.1996 tarihli sözleşme, 2918 sayılı yasanın 20/d maddesi gereğince resmi şekilde yapıldığından geçerlidir. Buna göre, noter satış sözleşmesi ile aracın mülkiyeti 15.11.1996 tarihi itibariyle davacıya geçmiştir.
Her ne kadar dava konusu aracın davalı ...’in diğer davalıya olan borcundan dolayı başlatılan takip ve haciz işlemleri sonrasında İcra Müdürlüğünce davalı ...’a satış ve tescilinin yapıldığı, dolayısıyla bu andan itibaren davalı ...’in araç üzerindeki mülkiyet hakkı sona ermiş olup, dava tarihi itibariyle de aracın trafik kaydının davalı ... üzerinde bulunduğu anlaşılmakta ise de, aracın 15.11.1996 tarihinde geçerli bir şekilde yapılan satış işlemi sonrasında, 2918 sayılı yasa gereğince trafikte davacı adına tescil kaydının yapılmamış olması,
tarafların hukuki durumunu etkilemiş olduğundan davacının, akidi olan davalı ...’e ve araç kaydı dava tarihi itibariyle üzerinde bulunan davalı ...’a karşı dava açma hakkı bulunduğunun, dolayısıyla ... bu davada davalılara husumet düştüğünün kabulü gerekir.
Ne var ki aracın tesciline ilişkin talep, idari bir işlem niteliğinde olduğundan, kabulü mümkün değilse de, “çoğun içinde az da vardır” kuralı gereğince davacının, daha sonra araç kaydın davalı adına trafikte tescil edilmiş olsa dahi, yapılan haciz ve satış işlemi mülkiyet daha önceden davacıya intikal etmiş olduğundan dayanaksız olup, araç mülkiyeti davalı ...'a intikal etmemiştir.
15.11.1996 tarihinde yapılan satış işlemi ile, aracın mülkiyetinin kendisine geçtiğinin tespitini talep etmekte hukuki yararı bulunmaktadır. (Bkz. Aynı yönde HGK. 12.12.2007 T. 2007/13-914 E. 2007/964 K.) O halde mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2008/9122, K. 2009/554, 26 Ocak 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama