KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/15052 E., 2010/7146 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Tüketici Mahkemesi
Karar Metni
1.253 kelime·6 dk okuma·2 bölüm
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile yapılan 07.06.2004 tarihli sözleşme uyarınca davalıya ait tesiste 29.haftada kullanılmak üzere devre tatil hakkı bulunduğunu, 2007 yılına ilişkin tespit edilen 800 Euro aidat bedeli ödenmediğinden bahisle devre tatil hakkının kullandırılmadığını, tesisin kapısından geri çevrildiğini, tatilini daha fazla ücret ödeyerek başka tesiste geçirdiğini, geçen dönem aidat bedeli 350 Euro olduğu halde keyfi olarak 800 Euroya yükseltildiğini ve sebep dayanaklarının bildirilmediğini ileri sürerek 5.000 TL manevi, 4.244.39 TL maddi tazminatın tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının aidat bedelini ödemediğini, tesisten kendi isteği ile ayrıldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki devre tatil sözleşmesinin 12.maddesine göre yıllık aidat bedelinin ödenmemesi durumunda devre tatil hakkından yararlanılamayacağının kararlaştırılmış olup, davacının talep edilen 800 Euro aidat bedelini ödemediği için devre tatil hakkından yararlandırılmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Yukarıda da kısaca özetlendiği gibi, dava, devre tatil hakkının kullandırılmaması nedeni ile maddi ve manevi tazminata ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, devre tatil sözleşmesine dayanılarak davalı tarafından belirlenen yıllık aidat bedelinin fahiş olup olmadığı ve davacının usulüne uygun temerrüdü düşürülüp düşürülmediği ve yine, taraflar arasındaki sözleşmenin 12.maddesindeki kararlaştırmanın haksız şart olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 6/B maddesinde devret tatilin tanımı yapılmış olup, 13.6.2003 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Devre Tatil Sözleşmeleri Hakkında Yönetmelik’in 5.maddesinde de, devre
2009/15052-2010/7146
tatil sözleşmelerinde yazılması zorunlu olan hususlar açıkta belirtilmiştir. Anılan Yönetmeliğin 5/h maddesinde; “sözleşme konusu hakkın kullanılması karşılığı olarak tüketici tarafından ödenecek bedel, ortak tesislerin ve hizmetlerin kullanımı için ödenecek bedel, vergi, harç gibi zorunlu yasal giderler ve genel idari masrafların ne şekilde hesaplanacağına ilişkin açıklamalar”ın sözleşmede yazılı olarak yer alması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Bu yasal düzenlemeden de açıkça anlaşılacağı gibi, tüketicinin, devre tatil hakkının kullanması karşılığı tesislerin ve hizmetlerin kullanımı için ve yine genel idari masraflar için bir bedel ödeyeceği hususunda bir duraksama olmamalıdır. Ne var ki, bu aidat ve genel idari masrafların ne şekilde hesaplanacağına ilişkin açıklamaların da sözleşmede yer alması zorunludur.
Oysa, somut olayda, bir önceki dönem aidat borcunun 350 Euro olduğu halde, dava konusu dönem için fahiş ve keyfi olarak 800 Euro olarakbelirlendiği ileri sürülmüştür. Bu durumda, mahkemece davalıdan açıklama istenerek tek taraflı olarak yapılan bu belirlemenin afaki iyiniyet kurallarına uygun olup olmadığı hususunun araştırılması gerekirken, bu yönde bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
Öte yandan, devre tatil sözleşmeleri 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında düzenlenmiş olup, kamu düzeni ile ilgilidir. Kaldı ki, devre tatil sözleşmeleri iki taraflı sözleşmeler olup, her iki tarafa da edimler yüklemiştir. Bu nevi sözleşmelerin karşı taraf temerrüde düşürülmeden tek taraflı olarak askıya alınması veya feshi mümkün değildir. (BK.
M.106.) Devre Tatil Sözleşmeleri Hakkında Yönetmelik’in 9.maddesinde, tüketicinin bu yönetmelikte yer alan haklarından peşinen feragat etmesine ilişkin sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede yer alan bu tür hükümlerin geçersizliği veya haksız şart niteliğinde olduğu hiçbir süreye tabi olmadan her zaman ileri sürülebilir.
Dava konusu olayda temerrüde düşen davacıya borcun ifası için BK.106.maddesi hükmü gereğince münasip bir süre verildiği de kanıtlanamamıştır.
Mahkeme kararında, davacının aidat borcunu ödemediği için tesisten yararlandırılmadığı kabul edilmiş, bu gerekçe davalı tarafından da temyiz edilmemiştir. Böyle olunca mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin 12.maddesinde yer alan düzenlemenin geçersiz olduğu, davalının davacıyı usulüne uygun temerrüde düşürmeden sözleşmeyi askıya alamayacağı veya feshedemeyeceği kabul edilerek, davacının istek kalemleri hususunda inceleme ve araştırma yapılması gerekirken, aksi düşünceler ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı, davalı ...Turizm ve Ticaret A.Ş'den 7.6.2004 tarihli sözleşme ile ...Tatil Köyündeki 1 adet A tipi dairenin her yılın 27.haftasına karşılık gelen devre tatil hakkını 1.7 2005 tarihinden itibaren 31.12.2004 tarihine kadar kullanmak üzere anlaştıklarını, 15.000 Euro satış bedeli ile her yıl belirlenen yıllık aidat bedelini ödeyerek 2007 yılına kadar tatil haklarını kullandıklarını ancak 2007 yılına ilişkin tesbit edilen 800 Euro aidat bedelini ödemeyeceğini söylediğinden bahisle devre tatil hakkının kullandırılmadığını, tesisin kapısından geri çevrildiğini, aidat borcu kabul edilse bile hakkın kullanılmasına engel teşkil etmeyeceğini,
ödenmeyen aidatların icrai işlemlerle sözleşmenin 12.maddesinde ki yıllık % 2 Euro faizi ile tahsilinin talep edilebileceğini, aidat artışı nedenlerinin bir ihtarla tarafına bildirilmediğini, tatilini başka bir otelde geçirmek zorunda kaldığını ileri sürerek, 5.000 YTL maddi, 4.244.39 TL maddi tazminatın tahsilini istemiştir.
Davalı, sözleşmenin 8.maddesine göre davalının belirlenen ve bildirilen yıllık genel hizmetler bedelini her yılın 31 Ocak tarihine kadar ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, 2007 yılına ait genel hizmetler bedeli tutarı 800 Euro'yu davalıya posta yolu ile bildirdiklerini, aidat bedeline dava tarihine kadar bir itirazının olmadığını, temmuz ayında tesise geldiğinde genel hizmet bedelini ödemeyeceğini bildirerek, tesisten kendi isteği ile ayrıldığını, fahiş bir fiyatla tatil yaptıktan sonra tatil giderlerinin, extra harcamalar tutarının kendilerinden istenmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davaya konu yıllık aidat hakkındaki bilgilerin dosyada mevcut (e-mail) internet vasıtası ile taraflar arasındaki yazışmalardan davacının öğrendiği herhangi bir itirazda bulunmadığı, o yılki tatil hakkını kullanmak üzere tesise gittiğinde ödeme yapmayacağını bildirerek kendi isteği ile tesisten ayrıldığını, alınan heyet raporuna göre davalının verdiği hizmet ve yerin lüks olduğu sözleşmenin 12.maddesine göre yıllık aidat bedelinin ödenmemesi durumunda devre tatil hakkından yararlanılamayacağının kararlaştırılmış olduğunu, sözleşmenin benimsenip, satış bedelinin ödenip, uzun süre geçtiğini,
4822 sayılı yasanın 6/B maddesi ile sözleşmenin 12.maddesi kapsamında yıllık aidat bedelini ödemeyen davacının kendi kusuru ile devre tatil hakkından yararlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiş, karar Dairemizin sayın çoğunluğu'nca bozma ilamında belirtilen nedenlerle bozulmuştur.
Taraflar arasında imzalanan 7.6.2004 tarihli sözleşmenin 7.maddesinin ikinci fıkrasında "malik işbu sözleşme süresi içinde her yıl için genel hizmetler bedeli olarak 350 Euro'yu ödemeyi kabul eder" şeklinde ifade edilen düzenleme ile her yıl genel hizmeti ücretini ödemesi gerektiği, bu ücretin sonraki yıllar 2009/15052-2010/7146
yönünden artışına ilişkin olarak 8.maddenin dördüncü fıkrasında "genel hizmet ücreti maliyet artışı ve enflasyon nedeni ile değişikliğe tabidir" denilmek suretiyle artırma tabi tutulabileceği, aynı maddenin birinci fıkrası ile "genel hizmetler ücretinin her yılın 1. Ocak ile 31 aralık günleri arasındaki süreyi kapsadığı", aynı maddenin beşinci fıkrası ile "genel hizmetler ücretinin yer yılın 31 ocak tarihine kadar ödenmesi gerektiğinin", sözleşmenin sekizinci maddesinin üçüncü fıkrası ile "genel hizmetler bedeli yıllık giderinin",
sözleşmenin ikinci maddesinde yer alan "genel hizmetler bedeli" tanımına dahil hizmetler ile giderleri ve ayrıca bu maddeye göre personel masrafları, vergi, harçlar, fonlar, stopajlar, sigorta primleri, bakım, onarım, temizlik, güvenlik ve benzeri tüm genel servis masrafları araç gereç giderlerini kapsadığı, taraflar arasında kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinin 3 nolu bendinde davacının 2007 döneminden önceki iki dönemde genel hizmet ücreti olarak, sözleşmedeki 7 ve 8.maddeler gereğince genel hizmet ücretini 350 Euro olarak ödendiğini kabul ettiği, bu durumda davacının bu kabul beyanı kendisini bağlar. Mahkemece alınan bilirkişi heyet raporuna göre 2007 yılı için ödenecek hizmet ücretinin sözleşme kapsamında hizmet ve yerin lüks olması nedeniyle makul artış olarak kabul edileceği bildirilmiştir.
Bu nedenle davalı şirketin sözleşmenin başından beri her yılın aidat miktarlarını davacıya bildirdiği ve davacının uzun bir süre bu aidatlara itiraz etmeden ödeme yaptığı, 2007 yılına ait aidat miktarına da dava tarihine kadar itiraz etmediği, 2007 yılına kadar tesisten yararlandığı ve sözleşmeyi benimsediğinin kabulü gerekir.
O nedenle benimsediği ve kabullendiği, kendisine düşen edimleri, sözleşme şartları çerçevesinde yerine getiren davacı için, sözleşmenin 12.maddesinin geçersiz olduğu haksız şart niteliğinde bulunduğu ileri sürülemez, sürülmesi M.K. 2.maddesinde belirtilen dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaz. Kaldı ki, davacınınböyle bir iddia ve savunması da yoktur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumuzdan, aksi yönde oluşan sayın çoğunluğun kararına katılamıyoruz.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2009/15052, K. 2010/7146, 26 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama