KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/6048 E., 2009/12651 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Kasım 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
770 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıdan tapuda 610 nolu parselde kayıtlı taşınmazın 1/2 hissesini harici sözleşme ile satın alıp bedelini ödediğini, tapu devrinin verileceğine güvenle üzerine ev inşa ettiğini, iyiliştirmeler yaptığını ancak davalı tarafça tapunun verilmediğini ileri sürerek, tapu iptali ile adına tesciline, mümkün olmazsa fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere ödenen satış bedeli ile yaptırdığı imalatların değeri 6.000,00 YTL' nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsilini istemiştir, 28.11.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 22.385.80 YTL'ye artırmıştır.
Davalı, davacının ibraz ettiği belgenin geçerli bir sözleşme olmadığını, kendisine bedel ödenmediğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 22.235,80-YTL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK.705, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın 2009/6048-12651
haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır.
Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin yargıya ait olduğunda ise duraksamaya yer yoktur.
Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Somut olayda, davacı tarafın dayandığı " Satış Sözleşmesi" başlıklı belgede, davacıya 610 nolu parselde 601 metrekare arsa satıldığının ve satış parasının alnıdığının 2009/6048-12651
yazılı olduğu görülmektedir. Bu tutanakta, satış bedelinin miktarı belirtilmemekle birlikte, satış parasının alındığı açık ve belirgindir. Mahkemece, dava konusu taşınmaz ile üzerinde bulunan bina, ağaç vs.nin dava tarihi itibariyle tespit edilen rayiç değeri üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa ki, denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerekir.
Açıklanan nedenle mahkemece, dava konusu taşınmazın sözleşme tarihinde ödenen satış bedeli belirlenmeli, bu hususta taraflara delil ve karşı delillerini sunma imkanı verilmeli, konusunda uzman bilirkişi veya kuruluna inceleme yaptırılmalı ve tespit edilen bedelin, ifanın imkansız hale geldiği tarih itibariyle çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf,
hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara davacı tarafça taşınmaza yapılan faydalı ve zorunlu masrafların yapıldığı tarihteki değerleri de saptanarak ilave edilmeli ve istemle de bağlı kalınarak ve taşınmazın davalıya teslimi koşulu ile ükmedilmelidir. Mahkemece açıklanan hususlar gözardı edilerek arsa ve imalalatların dava tarihindeki bedeline karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2009/6048, K. 2009/12651, 5 Kasım 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama