KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/6712 E., 2009/14866 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Aralık 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
3.403 kelime·17 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı idareden ihale ile 23.2.1995 tarihinde 215 ve 216 parsel numaralı taşınmazları satın aldığını, daha sonra 19.6.2006 tarihinde dava dışı orman idaresinin kendisine karşı dava açıp, satılan yerlerin orman sınırları içerisinde kaldığından bahisle tapu kayıtlarını iptal ettirdiğini ileri sürerek anılan taşınmazların raiç değerlerinin tesbiti ile şimdilik11.646.90 YTL 'nın tahsiline karar verilmesini istemiş; bilahare verdiği ıslah dilekçesi ile de toplam 14.353 YTL nın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının ancak ödediği satış bedelini isteyebileceğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, zapta karşı tekeffül hükümleri gereğince davacının davaya konu taşınmazların dava tarihi itibariyle raiç değerlerini isteyebileceği gerekçe gösterilmek ve bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava konusu 215 ve 216 parsel numaralı taşınmazların davalı ... adına kayıtlıyken ihale ile davacıya satıldığı ve 16.3.1995 tarihinde tapuda davacı adına tescil edildiği, bilahare dava dışı Orman İdaresinin davacıya karşı 19.6.2006 tarihinde anılan taşınmazların memleket haritasına göre orman sayılan yerlerden olduğundan bahisle tapu kaydının iptalini istediği ve yapılan yargılama
2009/6712-14866
sonucunda 5.6.2008 tarihinde anılan taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile hazine adına tesciline karar verildiği hükmün henüz kesinleşmediği, davacının da mevcut gelişme karşısında eldeki dava ile taşınmazların raiç değerlerini talep ettiği anlaşılmaktadır
Davacı tapu kaydına güvenerek satın aldığı taşınmazların zaptedilmesi nedeniyle davalının zapta karşı tekeffül hükümlerine göre sorumlu bulunduğunu ileri sürerek ikame değerinin ödetilmesini istemiş, davalı ise davacının satış tarihinde ödediği bedeli isteyebileceğini savunmuştur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık ... mülk olarak tescile tabi olmayan ve yapılan tescilin yolsuz tescil olduğu, kamu malı ve orman vasfında bulunduğu anlaşılan davaya konu taşınmazların ikame değerinin istenilip istenilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.6.2003 tarih ve 2003/13-414-410 sayılı kararında da açıklandığı gibi uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle kamu malı üzerinde durulması gerekir.
En genel tanımıyla kamu malları, Devletin veya kamu tüzel kişiliğine sahip idarelerin, kamu hizmetlerini ifa ederken kullandıkları ve yararlandıkları mallardır. Yararlanma, tahsis şekli, mahiyet gibi ölçütler çerçevesinde kamu malları çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulmaktadır. Bir malın kamu malı niteliğinde olup olmadığı kamu hukuku düzenine, özellikle de idare hukukunun kural ve ilkelerine göre belirlenir. Eş söyleyişle, kamu malları ... hukukun alanı dışındadır (Prof.
Dr. ... T....-Prof.Dr. ... Eren-Prof.Dr. ... Cansel. Türk Eşya Hukuku, Sevinç Matbaası, ... 1978, sayfa:33). Akın Düren-İdare Malları-... 1975 s.40, ... Oğuzman-... Seliçi-Eşya Hukuk ... 1978 S.14 vd.).
743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde (Madde 641,912) ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda (Madde 715,999) yer ... kamu malları konusundaki hükümleri değinilen kuralın istisnaları değil, onun teyidi mahiyetindeki düzenlemelerdir; bu hükümlerle kamu malları eşya hukukunun dışında bırakılmışlardır.
Kamu malları kavramına ilişkin en açık ve ayrıntılı yasal düzenleme, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16.maddesinde yer almaktadır. Bu maddede "Kamu Malları" başlığı altında, kamunun ortak kullanımına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerler ile Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerler hakkında ayrıntılı bir düzenlemede bulunulmuştur. Maddenin (A) bendi kamu hizmetinde kullanılan okul, hastane gibi yerlerin; (B) bendi kamunun yararlandığı mera, yaylak gibi orta malı taşınmazların; (C) bendi Devletin hüküm ve tasarrufu
altındaki kayalar, tepeler gibi yerlerin; (D) bendi de Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanların, kadastro çalışmaları sırasında ne şekilde işleme tabi tutulacaklarını açıklamıştır. Düren "Kamu Malları için şöyle bir tanım vermektedir. Kamunun doğrudan doğruya ortak yararlanmasına veya kullanılmasına doğal nitelikleri gereği açık olan (sahipsiz mallar) veya Devlet ya da Kamu Tüzel Kişisi tarafından Kanunun doğrudan doğruya yararlanmasına veya kullanılmasına tahsis edilen (Orta Malları) veyahut bir kamu hizmetinin vasıtası olmak üzere tahsis edilen mallara (Hizmet Malları) kamu malı denir. (Düren age s.45)
Somut olay bakımından, söz konusu Yasa maddesinin özellikle (D) bendindeki düzenleme önem taşımaktadır; Bu bent kapsamındaki malların başta nitelikleri, kamu hizmetinde kullanılmalarıdır ve yasa, diğer bentlerine konu olan diğer kamu mallarının tersine, bu malların, Hazine veya ilgisine göre o kamu hizmetini veren kamu kurum ve kuruluşu ya da tüzel kişisi adına tespit olunacağını, dolayısıyla, bunların mülkiyete konu olabileceklerini öngörmüştür. Ancak, açıktır ki, bir taşınmazın, Hazine ya da ilgili kamu kurumu, kuruluşu veya tüzel kişisinin mülkiyeti altında bulunması, onun kamu malı olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
Bir malın kamu malı olarak nitelendirilmesinin hukuksal sonuçları şunlardır. Kamu malları üzerinde ... mülkiyet kurulamaz ve bunlar kamu hizmetine tahsisli oldukları, yetkili idarece kamu malı olmaktan çıkarılmadıkları sürece temlik edilemez kazandırıcı zamanaşımı yoluyla da edinilemezler. (...-Eren-Cansel, age, sayfa 35.) Devlet mallarının haczine de olanak yoktur.
(İcra ve İflas Kanunu, madde 82.) Buradaki "... mülkiyet kurulamaz" sözü, "... kişilerin veya ... hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetine giremez" şeklinde anlaşılmalıdır. Temlik edilebilmeleri için de, mutlak surette kamu hizmetine tahsis olma niteliklerinin, yetkili organın hukuka uygun bir tasarrufu sonucunda ortadan kalkması, dolayısıyla kamu malı olma niteliğini yitirmeleri gerekir.
Yetkili İdare Organlarınca Kamu mülkü olmaktan çıkarılmış bulunmayan bir taşınmaz malın, her nasılsa açık bırakılan tapu sicilindeki kaydına iyi niyetle dayanmak veya hak kazandırıcı süre içinde elde bulundurmak yollarıyla mülk edinilmesi düşünülemez. Diğer bir ifade ile kamu malı niteliği kazanmış bir taşınmazın ... mülkiyete konu olamayacağından tapuya bağlansa bile MK.931. maddesi bu durumda uygulanmaz. (Y.H.G.K.30.09.1981 gün, E:1979/1-167, K:1981/656, ...
Reşit Karahasan, Türk Medeni Kanunu Eşya Hukuku, ... 1977 S.1421.)
Bu sonuçlara bağlı olarak Yargıtay Hukuk Genel
2009/6712-14866
Kurulu'nun 21.2.1990 gün ve 1989/1-700 esas, 1990/101 karar ve 18.10.1989 gün 1989/1-419 esas, 1989/528 karar sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere kamu malı niteliği taşıyan, yetkili idare organınca kamu malı olmaktan çıkarılmayan ve dolayısıyla ... mülk olarak tescilen tabi bulunmayan bir taşınmazın, her nasılsa ... mülk olarak tapuya tescil edilmesi, bir yolsuz tescil olup, o yerin özde tescile tabi bulunmama (kamu malı olma) niteliğini değiştirmez. (H.G.K.'nun 26.2.2002 gün ve 2003/12-116 esas, 2003/111 k.sayılı ve 25.12.2002 gün ve 2002/12-1101 esas ve 2002/1113 karar sayılı ilamları da bu yöndedir.
Tekrar ve önemle vurgulanmalıdır ki, kamu malları ... mülkler gibi devir ve temlik edilemezler; böyle durumlarda, iyiniyet veya tapu siciline ... ilkelerinin uygulama yeri de yoktur.
Somut olayda çözülmesi gereken öncelikli sorun, açıklanan bu yasal durum karşısında, davacı ile davalılar arasındaki 28.1.1993 tarihli satış sözleşmesinin hukuken geçerli olup olmadığıdır. Sözleşmenin geçerli veya geçersiz sayılması, ona bağlanacak hukuksal sonuçlarda değişiklikler yaratacaktır.
Gelinen bu noktada B.K.nun 19. ve 20.maddelerine değinilmelidir.
B.K.nun 19.maddesinde, bir sözleşmenin konusunun, Kanunun gösterdiği sınırlar içinde serbestçe belirlenebileceği belirtildikten sonra, "Kanunun kat'i surette emreylediği hukuki kaidelere ve kanuna muhalefet; ahlaka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir." denilmek suretiyle; bir sözleşmenin geçerli olabilmesinin, kanuna ve onun kesin olarak emrettiği hukuksal kurallara, ahlaka, kamu düzenine ve kişisel hükümleri ilişkin haklara aykırı bulunmamasına bağlı olduğu hükme bağlanmıştır. Böylece, sözleşmelerin geçerlilik koşullarından biri "kısaca kanuna aykırı olmamak''tır.
Davacı ile davalı arasındaki satış sözleşmesinin, B.K. nun 19. maddesi anlamında kanuna aykırı bir sözleşme niteliğinde olup olmadığı, buna bağlı olarak, hukuken geçerli bulunup bulunmadığı hususu bu kural çerçevesinde değerlendirildiğinde:
Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, davalı tarafın, davacı ...'a sattığı taşınmazın, ... beri hukuksal nitelikçe bir kamu malı olduğu, üzerinde ... mülkiyet kurulması sonucunu doğuracak şekilde alım satıma konu edilemeyeceği; bu sonucu sağlamaya yönelecek şekilde sözleşmeler yapılamayacağı kuşkudan uzaktır. Başka bir
2009/6712-14866
ifadeyle, kanun, tüm diğer kamu malları gibi, anılan taşınmaz yönünden de bu nitelikte sözleşmeler yapılmasını yasaklamış ve sözleşme serbestisini bu yönden sınırlamıştır.
Kanunun yasakladığı bir konuda yapılan sözleşme ise, BK.nun 19 ve 20.maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden ve özellikle 1O.maddedeki "... batıldır" sözünden çıkan sonuca göre, mutlak butlanla malüldür; eş söyleyişle, yapıldığı andan itibaren geçersizdir.
Bilindiği üzere, mutlak butlan, herkes tarafından ileri sürülebilir; ileri sürülmese bile kanun dolayısıyla hüküm ifade eder ve tarafların o yönde bir istek ve itirazları olmasa dahi, hakim tarafından resen nazara alınması gerekir. Mutlak butlanın hükümleri kesindir. Mutlak butlanla batıl bir sözleşme yapıldığı andan itibaren geçersiz olduğundan, taraflar onunla bağlı tutulamazlar. Hatta, sözleşme taraflarının, mutlak butlanla batıl olma sonucunu doğuran nedeni somut olaydaki gibi, satım akdine konu taşınmazın kamu malı olduğu, dolayısıyla satılamayacağı hususunu bilmiyor olmalarının; dahası böyle bir sözleşmeyi kendi aralarında geçerli saymalarının dahi sonuca herhangi bir etkisi yoktur. Yine, bu nitelikteki bir sözleşmenin ifa edilmiş olması da, anılan sonuç yönünden önem taşımaz.
Tarafların bağlı tutulamayacakları bir sözleşme, doğaldır ki, onlar yönünden hak ve borç da doğuramaz. Buna bağlı olarak, böyle bir sözleşmenin ifası istenilemeyeceği gibi, ifa edilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini de istenilemez.
Aynı gerekçeyle, kanuna aykırılık nedeniyle batıl (geçersiz) olan bir sözleşmeye konu malın, somut olaydaki gibi üçüncü kişi orman idaresi tarafından hukuka uygun neden ve yollarla tamamen zapt edilmesi halinde, BK.nun 192.maddesinde düzenlenen, satıcının zapta karşı tekeffül borcuda gündeme gelemez. Zira, bu borç, sadece hukuken geçerli bir sözleşmeye konu malın tamamen zaptı halinde söz konusu olabilecek bir borçtur.
Geçersiz bir sözleşme nedeniyle bir tarafın karşı taraftan aldığı şey, kendisi yönünden sebepsiz zenginleşme niteliğindedir. Dolayısıyla, geçersiz sözleşmenin tarafları sadece ve ancak, o geçersiz sözleşme nedeniyle birbirlerine verdiklerini, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak geri isteme hakkına sahiptirler. Kural olarak, bir taraf, verdiğini geri isterken, aynı anda ve karşılıklı olarak kendi aldığını da geri vermek zorundadır. Ancak, somut olayda olduğu gibi, verdiğini geri isteyen tarafın geçersiz sözleşme nedeniyle karşı taraftan aldığı şey kendi kusuru olmaksızın elinden çıkmış, dolayısıyla iade olanağı ortadan kalkmış ise,
2009/6712-14866
artık, aynı anda iade ... aranmaz. Hal böyle olunca aşağıda belirtilen denkleştirici ... ilkeleri de gözetilmek suretiyle hukuken geçersiz bir sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip karara bağlanması gerekir. Haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi içinde, öncelikle haksız iktisabın kapsamını tesbitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici ... düşüncesine dayanır. Denkleştirici ... ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını arttıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve ... bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, ... hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, ... hayata uygun olduğu, toplumun ... ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden ... hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur.
Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı ... durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, MK.nun 2.maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemiyeceği hallerdeki zarar kavramları hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında
bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici ... kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak., iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Hal böyle olunca mahkemece öncelikle dava dışı Orman İdaresi ile eldeki davanın davacısı arasında görülen ...Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/55-79 sayılı dava dosyasının kesinleşmesi beklenmeli, anılan dava dosyasının bu haliyle kesinleşmesi durumunda mahkemece, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda öncelikle taraflar arasında satışa konu edilen taşınmazların davacıya satıldığı 16.3.1995 tarihindeki satış bedelleri toplamı 5.700.000 TL nın dava tarihi itibariyle ulaştığı alım gücü çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurallarındaki artış,
maaş artışları vs. gibi) ortalamaları alınarak, açıklamalı gerekçeli, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak belirlenmeli ve bu miktara hükmedilmeli, anılan dava dosyanın herhangi bir şekilde (Yargıtay aşamasında bozulması ve yeniden yapılan yargılama sonucunda yeni bir karar ittihazı gibi) davacı lehine sonuçlanması durumunda da eldeki davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Mahkemenin tüm bu yönleri gözardı ederek yazılı şekilde karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2009/6712, K. 2009/14866, 15 Aralık 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama