KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2010/5691 E., 2010/14039 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla
Karar Metni
447 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalının aldığı para boru karşılığında düzenlenen 80.000 YTL'lik senedin ödenmemesi nedeniyle başlattığı icra takibine yapılan itirazın haksız olduğu ileri sürülerek itirazın iptaline takibin devamına ve % 40 icra tazminatına karar verilmesi istemiştir.
Davalı davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne, 80.000 YTL asıl alacak miktarı üzerinden ve takip tarihinden itibaren yürütülecek faizi ile itirazın iptaline, karar verilmiş hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacı 21.12.2006 vadeli senet bedelinin ödenmediğini bildirerek vade tarihinden faizi ile tahsili için icra takibi başlatmıştır. Senet ile vade tarihi belirlenmiş olduğundan HUMK 101/2 maddesi gereğince borcun ifa edileceği gün müttefiken tayin edilmiş ise mucerret bugünün hitamı ile borçlu mütemerrit olur. Bu durumda senet bedelinin vade tarihinden yasal faizi ile tahsiline karar verilmesi gerekirken dava tarihinden faizi ile tahsiline karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2-İ.İ.K nun 67 inci maddesinin 2 nci fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi üzerine alacaklının alacağını mahkemede dava ederek, haklı çıkması yasal koşullardandır. Burada borçlunun kötü niyetli itiraz etmiş bulunması da yasal koşullardan değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır.Bunlardan ayrı; alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli sabit veya belirlenmek için bütün unsurlar bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte böylece borçlu tarafından tahkik ve tayin edilmesi mümkün nitelikte olması yeterlidir.
Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tesbit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Mahkemece, yanlış değerlendirme sonucu bu istemin reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın davacı yararına düzeltilerek onanması usulün 438/7 maddesi gereğidir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2010/5691, K. 2010/14039, 27 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama