KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2011/14629 E., 2012/7232 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Mart 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
784 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalının dava dışı finansal kiralama şirketinden satın aldığı eskavatöre kendisininde ortak olduğunu, aracın çalışması ile elde edilecek gelirin yarı yarıya paylaşılması hususunda 29.09.2007 tarihinde sözleşme yaptıklarını, aracın alınması sırasında finansal kiralama şirketine 52.000 TL ödediğini, davalının bu miktarın 18.000 TL sini iade ettiğini, aracın dava dış...e kiralanmasından dolayı 89.808 TL, Köylere Hizmet Götürme Birliği'ne çalışmasından dolayı 57.146,28 TL ve...köyündeki çalışmasından dolayı da 4722 Tl gelir elde ettiğini,
yakıtın mahsubundan sonraki net gelirin 120.676 TL olup bunun yarısı olan 60.338 Tl sinin kendisine ait olduğunu ileri sürerek davalıya araç alımı sırasında verdiği 30.000 TL ile kendisinin aracı olması nedeniyle 3. şahıstan alınan 10.000 TL olmak üzere toplam 100.338 TL sinin tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece alınan bilirkişi raporu benimsenerek ve 52.050 TL nin finansal kiralama şirketine ödemenin davacı tarafından yapıldığının ispat edilemediği, tarafların yarı yarıya kar ortağı oldukları ve 2007 yılı ile 2008 yılında ortaklığın elde ettiği kar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, eldeki davada, davalının finansal kiralama şirketinden satın aldığı eskavatör için kendisinin ödediği 52.000 TL den davalıca ödenen kısmın mahsubundan sonra arta kalan miktar ile, eskavatörün çalışmasından dolayı elde edilen gelirin 1/2 sinin tahsilini istemektedir.
Hemen belirtmek gerekirki aslı dosyaya sunulan ve davalı tarafından itiraz edilmeyen 29.07.2007 tarihli sözleşme ile, davalıya ait eskavatöre davacınında eşit oranda ortak olduğu 2011/14629 2012/7232
anlaşılmakta olup, taraflar arasında adi ortaklık bulunduğuna dair mahkeme gerekçesinin temyiz etmeyen davalıda esasen bu hususu benimsemiş bulunmaktadır. Bu itibarla taraflar arasındaki uyuşmazlığında adi ortaklık sözleşmesi kapsamında, sözleşmede hüküm bulunmaması halinde ise yasa hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekir.
Taraflar arasında düzenlenen sözleşmede, ortaklık kurulduğu belirtilmesine rağmen, adi ortaklığın süresi ve nasıl tasfiye edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, davacının davadaki taleplerinin mahiyeti gözönüne alındığında, davadaki talebin aynı zamanda adi ortaklığın fesih ve tasfiyesinide kapsadığının kabulü zorunludur. Ortaklığın feshi ve tasfiyesi ayrı hukuki işlemleri olup, tasfiyenin bizzat mahkemece yaptırılması gerekir.
Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerden de dava konusu adi ortaklıkta yönetici ortağın davalı olduğu anlaşılmaktadır. BK. nın 538. maddesinde belirtildiği üzere tasfiye, bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan dolayı olan ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması yada satış yoluyla elden çıkarılmasıdır.
Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki bu hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise, tasfiyenin bu defa BK. nın 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gerekir.
Bu itibarla öncelikle yönetici ortak konumunda olan davalıdan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde bu defa taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen varlığın ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan sorulmalı, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir Taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde, mahkemenin tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle karar tarihine en yakın tarih itibariyle tespit edilen ortaklık varlığının değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip,
elde edilen gelirden veya belirlenen değerlerden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmının taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmelidir.
Öte yandan, davacının eskavatörün alındığı finansal kiralama şirketine ödeme yaptığına dair iddiası ile eskavatörün dava dilekçesinde belirtilen kişi veya kuruluşlara kiralanmasından dolayı elde ettiği iddia olunan gelirinde tasfiye sırasında değerlendirilmesi gerekir. Her şeyden önce, finansal kiralama şirketine 22.06.2007 tarihli makbuzla ödenen 52.050 Tl lik ödemeye ilişkin makbuz aslı davacı tarafın elinde bulunduğu için bu ödemenin davacı tarafça yapıldığı karine olarak kabul edilmelidir.
Ayrıca, adi ortaklığın gelir ve gideri belirlenirken gerçek durumun tesbiti zorunlu olduğundan, davalı yönetici ortak tarafından tek taraflı olarak düzenlenen ve vergi dairesine ibraz edilen belgelerin tek başına dayanak olarak alınmasıda olanaksızdır. Dosya içinde dava dışı Selvi Petrol isimli şirket tarafından düzenlenen faturalar ile bu şirketin muavin defter kayıtlarından ve mahkemeye hitaben yazdığı yazıdan, eskavatörün bu 2011/14629 2012/7232
şirketin çalışmalarında kullanılıp gelir elde edildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece, karar tarihine en yakın tarihe kadar adi ortaklığın sahibi olduğu eskavatörün çalışmasından dolayı elde ettiği gelirin miktarı hususunda taraflarca bildirilen deliller toplanıp, eskavatörün finansal kiralama şirketine olan borçlarıda belirlenip, adi ortaklığın gelir elde ederken yaptığı masraflar ile, üçüncü şahıslara olan borçlarınında tesbit edilmesinden sonra BK.
538. ve devamı maddeleri uyarınca tasfiye yapılması hususunda bilirkişiden rapor alınarak ve tasfiyeninde bizzat mahkeme tarafından yaptırılması gerektiği gözetilerek, bu bağlamda tayin edilecek tasfiye memuru tarafından az yukarıda belirtilen ilke ve esaslar dahilinde tasfiyesine karar verilmesi gerekirken taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine uygun düşmeyen yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2011/14629, K. 2012/7232, 20 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama