KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2011/19489 E., 2012/4705 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Şubat 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
774 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 16/06/1980 tanzim tarihli sözleşme ile ... Mahallesi ... caddesinde bulunan ... ada ... parseldeki taşınmaz üzerindeki iki adet dükkanın (bodrumları ile birlikte) davalı tarafça kendisine devredildiğini, satış bedelini peşin olarak ödediğini, satış vaadine konu taşınmazların zilyetliğinin devredildiğini, ...
Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/1 satış sayılı dosyasına istinaden 06/09/2010 tarihinde ... ve ... tarafından mülkiyetlerinin kazanılmasına kadar zilyetliğini sürdürdüğünü, davalının bedeli peşin almasına rağmen mülkiyeti devir borcunu ifa etmediğini, bu nedenlerle satış vaadi sözleşmesine istinaden satış bedeli olarak ödediği 50000 DM ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılarak davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 01.06.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile de talebini 74.926 TL.na çıkartmıştır.
Davacı davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile, 74926, 00 TL'nin 10000 TL'sinin 06/09/2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesine faiz yürütülmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Davacı 1980 yılında davalıdan iki adet dükkan satın aldığını, taşınmazın tapuda devredilmediğini, sulh hukuk mahkemesi tarafından yapılan satış nedeniyle dava dışı üçüncü kişilere satışının yapıldığını belirterek ödediği bedelin
iadesi talebiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı davanın reddini dilemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazların harici satış tarihlerinde tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşmeler resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK.705, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri).
O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır.
Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin yargıya ait olduğunda ise duraksamaya yer yoktur.
Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün
ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerekir.
Somut olayda, bilirkişi tarafından satış tarihinde ödenen satış tarihindeki döviz kuru üzerinden 50.000 Alman Markının 2.237.500.000 (2, 37)TL olduğu belirlenmiş, bunun da dava tarihi olan 2010 yılı ile1980 yılı arasındaki yapılarda kullanılan 31.614, 572 çarpan katsayısı ile çarpımı sonucu 74.926 TL.lik bedele tekabül ettiği belirtilmiş, mahkemece de bu bedele hükmedilmiştir.Bilirkişi raporu bu haliyle hüküm kurmaya elverişli değildir.
Bu durumda mahkemece, satış bedelinin, dava tarihi itibariyle çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri ekonomik göstergeler vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara taleple bağlı kalınmak suretiyle hükmedilmelidir.
Mahkemece, açıklanan hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Davalı, dava konusu taşınmazın ... sulh Hukuk Mahkemesinin2010/1 satış dosyasında satıldığını, satış bedelinden davacıya 15.000 TL ödediğini savunmuştur.Öyle ise, mahkemece ispat külfetinin davalıda olduğu kabul edilerek davalıdan ödeme iddiası hakkındaki tüm delilleri sorulup, toplanmalı ve gerektiğinde davalı tarafın davacıya yemin teklif etme hakkı olduğu da hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece bu yön gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2011/19489, K. 2012/4705, 28 Şubat 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama