KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/10836 E., 2006/13300 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Kasım 2006
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
535 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.3.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 9.5.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, makine ile yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış, parmak izli veya mühürlü senetler gibi.) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK.nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delil ile ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Gerçekten ikrar bir tarafın, diğer tarafın ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu beyan etmesidir. İkrar davalı tarafından yapılabileceği gibi davacı da davalının ileri sürdüğü bir vakıayı ikrar edebilir.
İkrarın söz konusu olabilmesi için bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması diğer tarafın da bu vakıanın doğrulunu beyan etmesi gerekir. Şüphesiz ikrarın konusu ancak karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıalar olabilir. İkrar yargılama aşamasında veya bir başka mahkemede hakim huzurunda yapılabileceği gibi mahkeme dışında da yapılabilir.
Şayet bir tarafın ileri sürdüğü vakıaları başka bir nedenle karşı taraf mahkeme dışı kabul etmişse, mahkeme dışında bir belge ile ispat edilen bu ikrar da kesin delil olacak mahkeme içi ikrar gibi hüküm ve sonuçlar meydana getirecektir. Çünkü ikrar bunu yapan taraf aleyhine kesin teşkil eder ve ikrarda bulunanı HUMK.nun 236.maddesi gereğince bağlar.
Somut olayda davalı, resmi kurum olan Belediye Başkanlığına verdiği içeriğini ve imzasını inkar etmediği, 1.6.1998 günlü dilekçesinde dava konusu taşınmazın sadece kendisine ait olmadığını, davacıların iddia ettikleri gibi kendisi de dahil 6 kardeşin mülkü olduğunu ikrar etmiş, davada dayanılan vakıayı bu şekilde doğrulamıştır. Yazılı belge ile kanıtlanan mahkeme dışı bu ikrar davalıyı bağlayacağından aleyhine kesin delil olur.
O halde mahkemece davacıların dayandığı vakıa davalı tarafından ikrar edildiğinden çekişme konusu taşınmazlarda, ikrar edilen vakıaya göre Cafer mirasçısı davacıların payları gerek görülürse bilirkişiye hesaplattırılarak dava kabul edilmelidir. Mahkemece bu olgu gözden kaçırılarak taraflar arasındaki uyuşmazlığın inanç sözleşmesinden kaynaklandığı bir yana bırakılıp, tapulu taşınmazın satışının ancak resmi biçim koşuluna uyularak yapılabileceği gerekçesiyle davanın reddedilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2006/10836, K. 2006/13300, 16 Kasım 2006 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama