KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/12862 E., 2006/13326 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Kasım 2006
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
453 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.1.2003 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.10.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra eksige gönderilen dosya yeniden gönderilmekle dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar, 6 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kendilerine ait yayla evleri bulunduğunu taşınmazı otuz yılı aşkındır kullandıklarını ancak kadastro tespiti sırasında davacılar adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürerek, yayla evlerinin değerinin zemin değerinden yüksek olması nedeniyle bedeli karşılığı taşınmazın adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalılar dava konusu yerin adlarına tapuda kayıtlı olduğunu, kadastro tespiti sırasında da bu tapuya dayanarak tespit ve tescil yapıldığını, davacıların iyi niyetli olmadıklarını, kadastro tespitinden önce 1989/854 sayılı dosya ile aleyhlerine elatmanın önlenmesi davası da açtıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacıların taşınmazda otuz yılı aşkın zilyetliklerinin bulunduğu ve taşınmaz üzerindeki binaların değerinin zemin değerinden açıkça fazla olduğu gerekçesiyle bedeli karşılığı taşınmazın tapusunun iptali ve davacılar adına tesciline karar verilmiştir.
Davacıların dayandığı vakıalar, mahkemenin yaptığı araştırma ve inceleme birlikte değerlendirildiğinde, davanın Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesi kapsamında düzenlenen temliken tescil isteğine ilişkin olduğu açıktır. Bilindiği gibi, Türk Medeni Kanununun 718/2. maddesinde taşınmaz mülkiyetinin kapsamı belirtilirken bunlar arasında taşınmaz üzerindeki binalar da sayılmıştır.
Ancak Kanunun 724. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, zemin ile üzerindeki yapı arasındaki bağlantı kesilmiş ve yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli bir şekilde, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu,
ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi (subjektif koşul), temelli kalmak amacıyla yapılan bu yapının dava tarihine göre hesaplanacak değerininde zemin değerinden, açıkça daha fazla olması(objektif koşul) koşuluyla binanın bulunduğu zemine malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Eldeki davada da dava konusu taşınmaz üzerine davacılar tarafından kalıcı nitelikte konut yapıldığı ve bu konutların değerinin zemin değerinden fazla olduğu sabittir. Burada önemli olan husus öncelikle subjektif koşulun gerçekleşmiş olmasıdır. Diğer bir anlatımla davacıların zemin mülkiyetinin ileride kendilerine verileceği inancıyla iyi niyetli olarak binalarını inşa etmiş olmaları gereklidir.
Bu koşulun bulunmadığı hallerde diğer koşulların gerçekleşmiş olması davanın kabulü için yeterli değildir. Davacıların 30 yıldır taşınmazı kullanıyor olmaları o tarihte dahi davalılar adına tapuda kayıtlı olan taşınmaz mülkiyetinin kendilerine devredileceği inancını gösteremediği gibi, aleyhlerine bu kullanımlarının haksız olduğu gerekçesiyle tapu malikleri tarafından elatmanın önlenmesi davası da açılmıştır.
İyi niyetlerini kanıtlayacak davalıların mülkiyeti davacılara devredeceğine ilişkin bir belgede sunulamadığına göre davada subjektif koşulun gerçekleştiğinden söz etme olanağı yoktur dava reddedilmelidir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2006/12862, K. 2006/13326, 17 Kasım 2006 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama