KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/14077 E., 2007/922 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Şubat 2007
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
569 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 03.11.2004 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 04.07.2006 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 06.02.2007 günü yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili gelmedi. Karşı taraftan davalı vekili Av. ... geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildidrildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı 4 parselle ilgili davayı kabul etmiş, 3 parsel sayılı taşınmazın inanç ilişkisine dayalı olarak edinilmediğini, mülkiyetinin kendisine ait olduğunu savunmuştur.
Mahkemece kabul edilen 4 parsel sayılı taşımaza ait davanın kabulüne, kanıtlanmadığından 3 parselle ilgili davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Davacı yabancı uyruklu gerçek kişidir. Dava 03.11.2004 tarihinde açılmış, hüküm 04.07.2006 tarihinde verilmiştir. Yabancı uyruklu gerçek kişilerin Türkiye’de mülk edinmelerini düzenleyen 2644 sayılı Tapu Kanununun 35. maddesi Anayasa Mahkemesinin 14.03.2005 tarih, 2003/70 Esas, 2005/10/14 sayılı kararı ile iptal edilmiş, iptal kararı 26.04.2005 tarihli resmi gazetede yayımlanmış ve üç ay sonra yani 26.07.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Gerçekten yabancı uyruklu davacı gerçek kişinin davanın açıldığı tarih itibariyle Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önceki mevzuata dayanarak yasada öngörülen koşulların uygunluğu halinde mülk edinme olanağı bulunmaktadır. Ancak; 2644 sayılı Tapu Kanununun 35. maddesinin iptalinden
sonra 5444 sayılı kanunla 35. madde yeniden düzenlenmiş, yapılan bu düzenlemeyle yabanca uyruklu gerçek kişilerin karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uymak kaydı ile Türkiye’de iş yeri veya mesken olarak kullanılmak üzere uygulama imar planı veya mevzii imar planı içinde bu amaçlarla ayrılıp, tescil edilen taşınmazları edinebilecekleri hükme bağlanmıştır.
2644 sayılı Tapu Kanununda 5444 sayılı kanununla yapılan yeniden düzenlemeye ilişkin hükmün kamu düzenine ilişkin olduğu kuşkusuzdur. Her ne kadar davanın açıldığı tarih itibariyle yabancı uyruklu gerçek kişinin mülk edinme olanağı bulunmakta ise de, davanın karara bağlanması aşamasında yeni bir düzenleme yapılmış, 5444 sayılı kanunla yapılan bu düzenleme 29.12.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
5444 sayılı Kanunun kamu düzenine ilişkin hükümleri içerdiğinden, burada kazanılmış hak ilkesinden bahsedilemez. Zira kamu düzenine ilişkin hükmün eldeki kesinleşmemiş davalara da uygulanması zorunludur.
Diğer taraftan yine kamu düzenine ilişkin olmasından ötürü 2644 sayılı kanunun 35. maddesinde 5444 sayılı yasa ile yapılan değişiklik nedeniyle davanın davalı tarafından kabul edilmesi de önemli değildir. Az yukarıda sözü edildiği üzere kamu düzenine ilişkin hükümlerin tarafların davadaki tasarruf haklarından önce dikkate alınıp uygulanması gerekir. Bunun gibi her ne kadar davalının 3 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz talebi yoksa da, 5444 sayılı kanunun kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle burada aleyhe bozma yasağı uygulanmaz.
Böyle olunca; mahkemece yapılması gereken iş, davacı yabancı uyruklu gerçek kişi olduğundan, mülkiyet talebinde bulunduğu taşınmazların iş yeri veya mesken olarak kullanılmak üzere uygulama imar planı veya mevzii imar planı içinde bu amaçlarla ayrılıp, tescil edilen taşınmazlar olup olmadığını uyruğunda bulunduğu ülke ile karşılıklılık anlaşması olup olmadığını saptamak kısaca 2644 sayılı kanunun 35. maddesinde öngörülen koşulların olayda uygulama yeri olup olmadığını açıklığa kavuşturmak şayet yabancı uyruklu gerçek kişinin mülkiyet talebinde haklı olduğu sonucuna varılırsa davacının dayandığı 12.08.2003 ve 15.08.2003 günlü ihtarnameleri değerlendirerek soncuna uygun bir hüküm kurmak olmalıdır.
Bütün bu yönler bir yana bırakılarak davanın eksik araştırma ve incelemeyle kısmın kabul edilmiş olması doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2006/14077, K. 2007/922, 6 Şubat 2007 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama