KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/3493 E., 2006/4502 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Nisan 2006
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
639 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 25.10.2003 gününde verilen dilekçe ile noter satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil mümkün değilse tazminat ve cezai şartın davalı...'dan tahsili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalı ...'ye karşı açılan tapu iptali ve tescil davasının reddine, davalı...'a karşı açılan tazminat davasının reddine, cezai şarta ilişkin davanın kabulüne dair verilen 15.12.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... vekili ve davalı... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davadan biçimine uygun düzenlenmiş 21.12.1999 günlü taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanılarak 11,12,13,14,15 ve 16 parsellerin tescili olmadığı takdirde 2.000.YTL. sözleşme bedelinin iadesi, 5.000.YTL. cezai şartın tahsili istenmiştir.
Mahkemece davacının tescil ve tazminat istemlerinin reddine, sözleşmede kararlaştırılan 5.000.YTL. cezai şartın davalılardan ...'dan tahsiline karar verilmiş. Hükmü davacı ile davalılardan ... temyiz etmiştir.
Yukarda söylendiği gibi davada öncelikle 21.12.1999 günlü sözleşmeye dayanılarak ve davalı ...'in kötüniyetli malik olduğu ileri sürülerek, kayıt tashihi talebinde bulunulmuştur. H.U.M.K.'nun 151.maddesi gereğince tarafların ikrar, sulh ve feragatine ilişkin beyanlarının okunarak kendilerine imza ettirilmesi gerektiğinden davacının 15.12.2005 tarihli oturumdaki beyanı kendisini bağlayıcı sayılmaz. Açıkçası eldeki davada, davacı ilk kademedeki isteği olan tapu iptali ve tescili talebinden vazgeçmemiştir.
Davacı ile davalı ... arasında 21.12.1999 günlü taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesi bulunduğu halde vaat borçlusu ... çekişmeli parselleri tapuda 03.10.2003 tarihinde diğer davalı ...'e satmıştır. Bu haliyle satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı kalmadığı açıktır.
Gerçekten, hukukumuzda diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi, kişilerin ... ve güven içersinde alışveriş yapmaları, satın aldıkları şeylerin ileride kendilerinden alınabileceği endişesini taşımamaları dolayısıyla kamu düzeni düşüncesi ile alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi benimsenmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 1023 maddesindeki özel hüküm bu amaçla getirilmiştir. Tüm düzenlemelerdeki ana fikir iyi niyetin korunması düşüncesidir.
İlke bu olmakla birlikte anılan yasanın 1024.maddesinde " Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse bunu bilen ya da bilmesi gereken 3.kişi bu tescile dayanamaz " hükmü ile de şeklen iyiniyetli olan değil gerçekten iyiniyetli olanın korunması amaçlanmış, şayet bir kişinin kötü niyeti kanıtlanırsa yada durumun gereklerine göre o kişi kendisinden beklenen özeni göstermeyen bir kimse ise şeklen malik olsa dahi gerçekten malik olanın mülkiyetinin korunacağı kabul edilmiştir.
14.02.1951 tarih ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere iyiniyet iddasında bulunamayacak durumda olan kimsenin kötüniyetinin ayrıca karşı tarafa ispat ettirilmesi de gerekmez.
Bu davada özellikle davalılar arasındaki ilişki üzerinde durulması davalı ...'in dava konusu taşınmazların davalı ... tarafından davacıya satış vaadinde bulunduğu halde, bu kişinin davacının zararına taşınmazları davalı ...'e satıp satmadığının, davalı ...'in de durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeden bu taşınmazları alıp almadığının saptanması gerekir.
Kuşkusuz bir sonuca varılırken mahkemenin 14.02.1951 tarih ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında benimsediği ilkelerden yararlanması gereklidir. Herne kadar mahkemece davalı ...'in iyiniyetli malik olduğu kabul edilmişse de tarafların durumları gerek Türk Medeni Kanunu'nun 3.maddesi kapsamında gerekse az önce belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde değerlendirilmediğinden kabul biçimi doğru olmamıştır.
Hiç şüphesiz bu inceleme yapılacakken yine taraflar arasında varlığı söylenen tescil ve şufa dosyalarının da getirtilerek incelenmesi gerekecektir.
Davacı ile davalılardan ... arasındaki 21.12.1999 günlü sözleşmede yer alan "yukarıda yapmış olduğumuz satış vaadi sözleşmesine uymayan taraf diğer tarafa 5.000.000.000.lira cezai şart ödemeyi kabul eder" şeklindeki hüküm seçimlik cezaya ilişkindir. Borçlar Kanunu'nun 158/1 maddesi uyarınca hilafına mukavele olmadıkça alacaklı ancak ya akdin icrasını ( akdin ifasını ) veya cezanın tediyesini isteyebilir.
Seçimlik ceza veya akdin ifası bir sözleşmeye dayanılarak isteyebileceğinden sözleşmenin ayakta olması yani feshedilmemesi gerekir. Dava konusu 2.000.YTL. 21.12.1999 günlü sözleşmedeki satış bedelidir. Satış bedelinin iadesini talep etmek, sözleşmeyi feshetmek anlamına geleceğinden mahkemece davacının satış bedelinin tahsiline yönelik istemin reddi bu nedenle doğrudur.
Ne var ki yukardan beri vurgulandığı üzere davadaki öncelikli talep mülkiyet nakli istemi olduğundan, bu talep yeterli biçimde incelenip karara bağlanmadan, seçimlik cezaya hükmedilmesi bu aşamada doğru olmamıştır.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2006/3493, K. 2006/4502, 18 Nisan 2006 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama