KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/16830 E., 2008/5887 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Mayıs 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
887 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 29.09.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydındaki intifa hakkı şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19.03.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 06.05.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. ... ile karşı taraf davacı vekili Av. ..., Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, maliki olduğu 6213 ve 6214 parsellerin tevhidi ile oluşan 6394 parsel sayılı taşınmazda tapuda 08.11.2001 tarihinde düzenlenen akit ile davalı lehine 15 yıl süreyle intifa hakkı tesis edildiğini, davalının intifa hakkının tesis edildiği akitte yükümlendiği edimleri kısmen yerine getirmediğini ileri sürerek tapu kaydındaki intifa şerhinin terkinini istemiştir.
Davalı, 08.11.2001 tarihinde tapuda düzenlenen akitten sonra davalı ile aralarında 01.10.2002 tarihli protokol düzenlendiğini, düzenlenen bu protokol ile akit tablosunda belirlenen edimleri davalının yüklendiğini ve Türk Medeni Kanununun 796. maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmediğini savunmuştur.
Mahkemece, resmi intifa sözleşmesiyle davalının yükümlendiği edimleri yerine getirmeyerek temerrüde düştüğü ve bu edimler bedelini de ödemediği gerekçesiyle davanın kabulüne ve intifa hakkının tapu kaydından terkinine karar verilmiştir.
Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yapılan yargılamaya toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2-Taraflar arasındaki 15 yıl süreli intifa hakkı tesisine ilişkin 08.11.2001 günlü resmi senette davalı şirketin intifa hakkı tesisine karşılık edimleri «….. Bayiliğe, alacağı demirbaş malzemeye, betonlama, iyileştirme, kanopi, tuvalet, kurumsal kimlik projesi, tabi afet kredileri, düşük faizli krediler, intifa hakkı kredisi ve alacağı diğer bilumum kredilere karşılık olmak üzere ….» şeklinde sıralanmıştır.
Davalı şirket intifa hakkının tesisinden sonra taraflar arasında 01.10.2002 tarihinde düzenlenen protokolle intifa sözleşmesinde yazılan bir kısım edimlerin yerine getirilmesini davacının üstlendiğini, kendileri tarafından yerine getirilecek edimleri de ifa ettiğini bu yüzden 08.11.2001 tarihli resmi senede dönülerek intifa hakkının terkininin istenemeyeceğini savunmuştur. Bundan dolayı üzerinde öncelikle durulması gereken sorun; 01.10.2002 günlü protokolün hukuki durumudur.
Bilindiği üzere. Türk Medeni Kanununun 795. maddesi uyarınca taşınmaz mallar üzerindeki intifa hakkı resmi senedin düzenlenerek tapuya tescili, taşınırlar üzerinde eşya zilyetliğinin intifa hakkı sahibine geçirilmesi, alacaklar üzerinde de hakkın temliki, kıymetli evrakın teslimi suretiyle tesis edilir. Görülüyor ki; taşınmaz mallar üzerindeki intifa hakkının kurulmasında yasa koyucu resmi senedin varlığını aramıştır.
Nitekim somut uyuşmazlıkta; intifa sözleşmesi 08.11.2001 tarihli resmi senet düzenlenerek kurulmuştur. Davalı şirketin savunmasında belirttiği 01.10.2002 günlü protokol ise adi yazılı şekilde düzenlenmiştir. 01.10.2002 günlü protokolün taraflar arasındaki intifa sözleşmesini tadil ettiğinde kuşku yoktur. İntifa sözleşmesinin resmi biçim koşuluna uyularak yapılması geçerlilik (sıhhat) şartıdır.
Borçlar Kanununun 12. maddesine göre kanunen yazılı şekle bağlı akitlerde asıl sözleşmenin esaslı unsurlarında değişiklik yapan tadil sözleşmesinin değiştirilmesinin de ancak yazılı şekilde mümkün olduğu hükme bağlandığından, resmi şekle bağlı intifa sözleşmesini tadil eden sözleşmenin de adi yazılı şekilde değil, resmi biçimde yapılması zorunludur. Bütün bu nedenlerle davalı şirketin 01.10.2002 günlü protokol hükümlerine dayanma olanağı bulunmamaktadır.
Kanuni intifa hakları hariç (TMK.m.495 vd.) intifa hakkı tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini kararlaştırılabilir. Şayet intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse malik bozulan yararlar
dengesini ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının süresinden önce sona erdirilmesini isteyebilir. Kaldı ki, bu gibi durumlarda intifa hakkı sahibinin hakkın sürdürülmesini istemesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Her ne kadar intifa hakkının sona erme sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796 vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin (TMK.m.785) bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktirindeki hakim görüş de bu doğrultudadır. (Bkz.Prof. Dr.Şeref Ertaş. Eşya Hukuku Ankara 2004. shf.463).
Bütün bu açıklamalardan sonra somut olayın yukardan beri ortaya konan hukuki saptamalar doğrultusunda değerlendirilmesi gerekmektedir.
Gerçekten olayda; intifa hakkının tesis edildiği 08.11.2001 günlü resmi senette yazılı ve davalı tarafından yerine getirilmesi zorunlu edimler kısmen veya tamamen yerine getirilmemiş ve yerine getirilmeyen edimlerin oranı getirilen edimlere göre daha az değerde kalmış ve bundan ötürü sözleşmenin yarar-zarar dengesi malik aleyhine bozularak intifa hakkının sürdürülmesi yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse davacı malik, intifa hakkının sona erdirilmesini talep edebilir. Ne var ki; bu konuda mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Sorunun giderilmesinde HUMK.nun 275. maddesi uyarınca bilirkişi incelemesine başvurulması gereklidir.
O halde mahkemece, içlerinden birisi meselenin hukuki yorumunda yardımcı olacak hukukçu olmak üzere konularında uzman üniversite öğretim görevlilerinden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla yerinde keşif yapılmalı, gerek duyulursa tarafların ticari defter ve kayıtları incelenmeli, taraflara karşılıklı hak ve borçlar yükleyen sözleşmeye göre kurulan intifa hakkı sürdürülmesinin davacı için sağladığı haklara nazaran ağır bir külfet yükleyip yüklemediği (sözleşmenin onun bakımından çekilmez hal alıp almadığı) davalı yönünden de bu hakkın sürdürülmesini istemenin hakkın kötüye kullanılması sayılıp sayılmayacağı somut olgu ve bulgulara göre saptanmalı, alınacak bilirkişi raporu değerlendirilerek bir hüküm kurulmalıdır.
Bütün bu yönler gözetilmeden istem eksik araştırma ve incelemeyle kabul edildiğinden karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/16830, K. 2008/5887, 6 Mayıs 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama