KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/3521 E., 2007/5294 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Mayıs 2007
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
433 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 8.4.2003 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin kaldırılması, ipotek bedelinin tespiti ve menfi tespit istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.12.2005 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi0 davacı vekili duruşmaszız olarak Hazine vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 7.11.2006 günü yapıldıktan sonra görülen eksiklik nedeniyle dosyanın yerel mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir. Anılan eksikliğin giderilmesinden sonra dosya yeniden Dairemize gönderilmiş olmakla dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, kullanım (...) hakkı ... ... kızı ...'ye ait olan 2284 ada 21 parsel numaralı taşınmazın maliki olduğunu, 3.5.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3194 sayılı Yasanın geçici 4.maddesi uyarınca kullanım haklarının ipoteğe dönüştürülmek suretiyle tasfiyesinin öngörüldüğünü, davalılar murisi ... (...) ...'ın (...) kullanım hakkı sahibi ... ... kızı ...'nin tek mirasçısı olduğu iddiası ile tesis ettirdiği ipoteğin yasal mevzuata uygun olmadığını belirterek ipoteğin iptali, davalıya borçlu olmadığının ve yasal ipotek miktarının tespiti ile ... takibinin durudurulması isteğinde bulunmuştur.
Davalılar davanın reddini savunmuş, ihbar olunan Hazine ise, yasal mirasçısı olan hazinenin haklarının korunması isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile belirlenen ipotek bedelinin ödenmesi halinde ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiştir.
Hüküm, ihbar olunan Hazine ve davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.
Hukuk Genel Kurulunun 4.11.1998 tarih 1998/757-793 sayılı kararında da belirtildiği üzere, "bir kişinin belli bir davada davalı sıfatına haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur (HGK.nun 25.3.1953 gün 417-35 sayşılı kararı).
Yukarıda da belirtildiği üzere yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına göre hakim, dosyaya sunulan kanıtlardan ve olaylardan sıfat yokluğunu öğrenirse bunu kendiliğinden gözetmelidir.
Somut olayda; davalılar murisi ..., örfi belde sahibi ... ... kızı ...'nin tek mirasçısı olduğunu belirterek lehine ipotek tesis ettirmiş ise de, Salihli Sulh hukuk Mahkemesince verilen ve kök muris ... ... kızı ...'nin de verasetini içeren mirasçılık belgesinin iptali istemiyle açılan 2005/865 esas sayılı dosyanın derdest olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Anılan mahkemece verilecek kararın sonucu eldeki davanın taraflarını da etkileyeceğinden veraset ilamının iptali istemiyle açılan davanın ön sorun olarak kabulü gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/3521, K. 2007/5294, 8 Mayıs 2007 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama