KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/5476 E., 2007/6783 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Haziran 2007
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
686 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 6.7.1998 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 31.10.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, davalıların murisi ...'ın dava konusu 8 ve 9 parsel numaralı taşınmazlardaki payını 8.12.1972 tarihli vekaletname gereğince düzenlenen 19.6.1998 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını, kullanımında bulunduğunu belirterek satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde miras payının temliki, Türk Medeni Kanununun 724. vd. maddeleri uyarınca tapu iptali tescil, olmadığı takdirde de bedel isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece verilen ilk hüküm, Dairemizin 22.3.2002 tarihli ilamı ile; görev noktasından bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, satış vaadi borçlusu olan ...nin 26.9.1979 tarihinde öldüğü, satış vaadi sözleşmesinin ise 19.6.1988 tarihinde ...'ye vekaleten yapıldığı, vekalet akti ölümle sona ereceğinden geçersiz sözleşmeye dayanarak istemde bulunulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak vekalet, vekilin ve gerekse vekil edenin ölümü ile sona erer. Ancak sözleşmenin veya işin niteliğinden aksi anlaşılabiliyorsa, vekaletin ölümden sonra geçerli olacağı Borçlar Kanununun m.397. uyarınca mümkündür.
Gerek temsil yetkisi ve gerekse vekalet ilişkisini düzenleyen Borçlar Kanununun 35. ve 397 madde hükümleri bir karineyi hükme bağlamıştır. Bu karine aslolanın ölümle temsil yetkisi ve vekalet ilişkisinin sona ermiş olacağıdır. Yasa koyucunun bu karineyi benimsemesinin amacı şudur.
Bilindiği gibi, gerek temsil ve gerekse vekalet ilişkisi, tarafların karşılıklı güvenlerine dayanan bir ilişki ortaya çıkarmakta ve bu ilişkiden doğan iş görme borcuna ilişkin hak ve borçlar iki surette tarafların kişiliğine bağlı bulunmaktadır. Müvekkil güvenini taşıyan bir vekil seçmekte, ona her zaman işin görülme biçimi hakkında talimat vermekte ve bu iş gördürmeyi dilediği zaman sona erdirebilmektedir. (Haluk Tandoğan-Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri- ...
1977. sh.416). (Kemal Tahir Gürsoy-Vekalet Aktinin Ölüm Nedeniyle Sona Ermesi ve Sonuçları- Temsil ve Vekalet İlişkinin Sorunları- Sempozyum-14/16 Haziran-... 1977 sh.1 vd.) Esasen vekil de kural olarak, işi kendisi yapmakta ve yerine başkasını koymamakla yükümlüdür. Aynı mülahazalar temsil ilişkisi için de geçerlidir.
Genellikle müvekkilin ölümü halinde, iş görmenin yapılma biçimine eğemen olan onun iradesi ve yararı ortadan kalkacak, hatta bazı durumlarda müvekkilin ölümü iş görmeye devamı imkansız hale getirecektir. (örneğin tedavi edilen hastanın ölümünde olduğu gibi) İşte bütün bu hususlar kural olarak vekil yada müvekkilden birinin ölümü halinde vekalet sözleşmesinin sona ermesini haklı göstermektedir.
Bu yüzdendirki Borçlar Kanununun 35.maddesi ile eş anlamda bulunan 397/1.maddesi hükmünde "...mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin, gerek müvekkilin ölümü ile nihayet bulur" denilmektedir. Madde metninde de açıkça anlaşılacağı üzere yasa koyucu, vekil ile müvekkilden birinin ölümü ile vekaletin sona ereceğini açıkça vurgulamış, öte yandan bu karinenin iki istisnası bulunduğunu belirtmiştir.
Bunlardan biri, sözleşmede bu hususun açıkça kararlaştırılmış olması, diğeri de işin niteliğinin, vekaletin devamını gerektirmesidir.
Davalıların miras bırakanı ile vekil arasında noterde düzenlenen 8.12.1972 tarih ve 3845 yevmiye numaralı vekaletnamede; "..
20 ada 8 ve 9 parselde kayıtlı ve intikali gereken hisselerinin tamamı ".......'a satmağa, parasını almağa.... kanuni ehliyetinin zevalinden ve ölümünden sonra da geçerli olmak üzere ...'ı vekil tayin ettim..." şekilnde düzenlenmiş ve vekil ... bu vekaletnameye dayanarak, vekil edenin ölümünden sonra davacının tescil isteğinin dayanağını oluşturan 19.6.1998 tarihli satış vaadi sözleşmesini satış vaadinde bulunan olarak imzalamıştır.
Yukarıdan beri açıklandığı üzere Borçlar Kanununun 35 ve 397/1. maddeleri ve vekaletnamedeki açık hüküm karşısında sözkonusu vekaletin, vekil edenin ölümünden sonra geçerli olduğunun kabulü gereklidir. Kaldı ki, vekil eden ile davacı arasında yine noterde 8.12.1972 tarih ve 3844 yevmiye numaralı "Resen Senet" başlığını taşıyan belge ile de, vekil edenin gerçek iradesinin satış vaadine konu taşınmazların davacıya devri yönünde olduğu açıktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında satış vaadi sözleşmesinin geçerli olduğunun kabulü ile davacının istemine sadece 8 parsel numaralı taşınmaza yönelttiği de gözetirelerek, yapılacak inceleme sonucunda oluşacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/5476, K. 2007/6783, 5 Haziran 2007 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama