KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/6802 E., 2007/12439 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Ekim 2007
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
414 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.07.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 29.11.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 23.10.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. ... .... Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle reddedilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Nitekim, davacı birbiriyle ilintili 18.08.1992 ve alacağın temlikine ilişkin 13.10.1995 günlü yazılı delile dayanmaktadır.
Borçlar Kanunun 125. maddesi hükmünce kanunda başka suretle hüküm olmadığı takdirde her dava 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Borçlar Kanununda inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalara uygulanacak zamanaşımını düzenleyen ayrık bir hüküm bulunmadığından bu tür davalarda da 10 senelik zamanaşımı süresi uygulanır. Önemli olan 10 senelik zamanaşımı süresinin hangi tarihten başlayacağının saptanmasıdır.
Gerçekten yasanın 128. maddesi uyarınca müruruzaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar ve alacağın muaceelliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise zamanaşımının bu haberin verildiği günden başlaması gerekir. Somut olayda ise; yasada sözü edilen muaceliyet ihbarı söz konusu değildir. Alacak bir sözleşmeye bağlandığından davacının dava açmasına neden olan hadise iradi ifanın yerine getirilmemiş olması başka bir ifadeyle ferağ umudunu yitirmesidir.
Davacı ferağ umudunu yitirerek dava açma hakkını davanın açıldığı 14.07.2006 tarihinde kullandığından, zamanaşımının başlangıcı davanın açıldığı tarihtir. Dava zamanaşımı süresi başlamadan açıldığından, mahkemece çekişmenin esası incelenerek oluşacak sonuca uygun bir hüküm kurulması yerine zamanaşımı gerçekleşmiş gibi davanın reddedilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/6802, K. 2007/12439, 23 Ekim 2007 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama