KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/881 E., 2008/2829 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Mart 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
452 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar, arasındaki beyanlar hanesindeki belirtmenin terkini davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 12.10.2006 gün ve 2006/11106-10821 sayılı ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, 1511 ada 2 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesinde yer alan “62 ada 1 parselden gelen 1566 m2 Hazine fazlalığı vardır.” şeklindeki belirtmenin terkini istemi ile açılmıştır. Davalı Hazine, hak düşürücü sürenin geçtiğini, açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava reddedilmiş, hüküm Dairemizin 31.01.2006 tarih 2005/10400-2006/538 sayılı ilamıyla ve ilamda yazılı nedenlerle bozulmuştur. Bozmaya uyulmuş, dava konusu taşınmazlar kaydındaki belirtmenin terkinine karar verilmiş, hükmü Hazine temyiz etmiş, Dairemizin 12.10.2006 tarih 2006/11106-10821 sayılı ilamıyla karar onanmıştır. Hazine, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Gerçekten, eldeki davada öncelikle üzerinde durulması gereken sorun, kayıt maliki olan davacıların beyanlar hanesindeki belirtmenin terkini için açacağı davalarda 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağıdır.
3402 Sayılı Kadastro Kanunu m.12/3’deki “bu tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” şeklindeki hüküm uyarınca şayet, taşınmazın tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl geçmiş ise, kayıt maliki belirtmenin terkini istemi ile kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz edemez ve dava açılması olanaklı değildir.
Yasadaki 10 yıl olarak belirlenen dava açma süresinin hak düşürücü süre olduğu ve re’sen gözetilmesi gerektiği de kuşkusuzdur. Somut olayda; kaydın beyanlar hanesine miktar fazlası belirtmesinin Hazine tarafından tutanağın kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık süre içerisinde işlendiğine, kadastro tutanağı 04.01.1955 tarihinde kesinleştiğine, dava ise, 02.10.2003 tarihinde açıldığına göre, hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır.
Ne var ki; bu saptama Dairemizin hükmüne uyulan bozma ilamında irdelenmiş, mahkemece de bozmaya uyularak dava kabul edilmiştir.
04.02.1959 tarih ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Karar gerekçesinde yazıldığı üzere; bozma kararına mahkemece uyulmuş olması taraflardan biri lehine usulü bir kazanılmış hak meydana getirir. Usulü kazanılmış hak mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri yararına diğerinin ise aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanır. Yasanın ve uygulamanın kabul ettiği aylık durumlar dışında bu hakkı ne mahkeme, ne de Yargıtay halele uğratabilir. Çünkü, usulü kazanılmış hakkın tanınması kamu düzeni nedeniyle kabul edilmiş bir hukuk kuralıdır.
Yukarıda yazılan gerekçeler karşısında Dairemiz onama ilamında düzeltilmesi gereken bir yön bulunmadığından karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/881, K. 2008/2829, 6 Mart 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama