KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/10369 E., 2008/12979 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Kasım 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
588 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 27.09.2007 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 15.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, intifa sözleşmesinin hile iddiasına dayanılarak iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
Bir tanımlama yapmak gerekirse hile, bir kimseyi belirli bir hususu yapmaya sevketmek, o yönde bir irade açıklamasında bulunmasını sağlamak kastı ile o kimsede yanlış bir kanı uyandırmak ya da esasen var olan yanlış (hatalı) fikrinin devamını sağlamaktır.
Hatada, dıştan bir etki olmaksızın kişi kendisi irade sakatlığına düşmüştür. Bu sakatlığın sebebi kişinin kendi hatasıdır. Hilede de kişinin iradesi ile beyanı arasında bir uyumsuzluk doğmuştur. Ancak bu uyumsuzluğun sebebi kişinin kendi yanılgısı değil, yanıltılmasıdır.
Aslında hileye maruz kalanın iç iradesi ile beyanı arasında bir uyumsuzluk yoktur. Fakat iç iradenin o şekilde oluşmasında hile etkin olmuştur. Bundan dolayı hilede irade ile beyan arasındaki uyumsuzluk, sözleşme iradesinin oluşması aşamasında gerçekleşir. Davalının yargılama sırasında
senede karşı hile savunmasında bulunması mümkündür. Ayrıca senet iptali davası açılması gerekmez. Zira, davalı hile savunmasını ispat ettiğinde senetle ilzam olmaz ve bu nedenle ferağa icbar suretiyle tescil davası dinlenmez.
BK'nun 28/1. maddesi uyarınca “diğer tarafın hilesi ile akid icrasına mecbur olan tarafın hatası esaslı olmasa bile o akid ile ilzam olunamaz.” Çünkü burada irade serbestisi bir başka kişinin kasıtlı isteği ile bozulmaktadır. Gerçi her insanın fiil ve hareketi ve onların açıklanışı olan her irade beyanı, bir saik sonucudur. Bir kimse bir şeyi alırken ya da satarken, kiralarken iyi, kötü, doğru yanlış bir takım saiklerin etkisi altında kalır, onlara göre bir karara varır, bir sonuca ulaşır. Fakat bu kararına başkasının hileli yollara başvurarak etkili olmaması lazımdır.
Hilenin sözleşmeyi sakatlayabilmesi için bazı şartların bulunması gerekir.
Öncelikle bir aldatma olmalıdır. Aldatma kural olarak sözleşmenin karşı tarafından yapılır ve bu aldatma sayesinde hileye uğrayan tarafın gerçek iradesi bertaraf edilerek kötü bir amaca ulaşmak için sözleşme yapılması sağlanır. Hile bazan sözleşmenin tarafından değil, üçüncü bir kişiden gelebilir. Eğer, üçüncü kişinin hilesi de iradeyi sakatlamış, sözleşme yanıltma sonucu yapılmışsa üçüncü kişinin bu davranışı da sözleşmenin hile sebebiyle iptali için yeterlidir. Ancak, Borçlar Kanunu'nun 28/2. maddesi gereğince, üçüncü kişi tarafından yapılan hileyi diğer taraf bilmiyor ya da bilmesi gerekmiyorsa sözleşme yapan kişi hileye rağmen sözleşmenin feshini isteyemez.
Hileden bahsedebilmek için diğer bir şart da, hileye başvuranın eylem ve sözlerinde karşı yanı aldatmak kastının bulunmasıdır.
Bunların dışında, yapılan hukuki işlemin hile sonunda meydana gelmiş olması, yani işlem ile hile arasında illiyet bağı bulunması gerekir. Şayet hile olmasaydı hileye maruz kalan taraf o sözleşmeyi yapmayacak, hukuki işlem hiç meydana gelmeyecek ise illiyet bağının varlığı kabul edilir.
Hileye maruz kalan kişi, BK'nun 31. maddesi gereğince hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde sözleşmenin iptalini isteme hakkına sahiptir. Bu süreyi hiçbir şey yapmaksızın geçirirse, akde icazet etmiş sayılır ve akdin hükümleri geriye etkili olarak yani akdin kuruluş tarihinden itibaren kendisi için de bağlayıcı olur. Bir yıllık süre, hak düşürücü süredir. HUMK'nun 293. maddesi uyarınca hilenin varlığı tanık delili ile de ispat edilebilir;
Hileye ilişkin bu genel açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken ...; dinlenen davacı tanık sözlerini olayların genel akışına uygun değerlendirmek ve bu değerlendirme sonucuna uygun bir hüküm kurmak olmalıdır.
Değinilen yönler göz ardı edilip açılan davaya yanlış anlam verilerek davanın yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/10369, K. 2008/12979, 6 Kasım 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama