KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/12257 E., 2008/13217 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Kasım 2008
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
726 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.07.2006 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif
esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacı vekili 07.07.2006 tarihli dilekçesiyle ve dava sırasındaki davalıya ait parsel yönünden tavzih beyanı ile 1143 parsel sayılı taşınmaz lehine davalı adına kayıtlı 499-2315 sayılı parsellerden geçit hakkı tesisi istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, keşfen yapılan inceleme sonucu davalıya ait 2315 parsel sayılı taşınmazdan önerilen yol alternatifinin kısmen açık sulama kanalı üzerinden geçip davalı taşınmazı parçalara bölmesi nedeniyle kabulü mümkün bulunmadığı, önerilen diğer alternatiflerden geçit hakkı verilebilmesi için bu parsel malikleri aleyhine açılmış dava bulunmadığı gibi ıslah yolu ile hasım değişikliği mümkün olmadığı nedenleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili kararı temyiz etmiştir.
Dava Türk Medeni Kanununun 747.maddesi gereğince geçit hakkı tesisi isteğine ilişkindir.
Geçit yeri genel bir ilke olan komşuluk hukukunun fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi doğrultusunda hakim tarafından belirleneceğinden davanın açılmasından sonra geçit istenen taşınmazın uygun olmadığı saptanırsa yeni ve uygun alternatif durumuna göre o taşınmaz maliklerinin harçlı dilekçe ile davaya katılmaları sağlanabileceği gibi haklarında ayrı bir dava açılarak HUMK.nun 45.maddesi uyarınca davaların birleştirilerek görülmesi de olanaklıdır.
Usul hukukunda egemen olan davanın en az masrafla ve en çabuk görülmesi (usul ekonomisi) kuralı da bunu gerektirir. Davacıya ait 1143 sayılı parselin ana yola sınır teşkil etmediği ve geçit ihtiyacının bulunduğu açıktır.
Bu nedenle uygun geçit kurulabilecek bütün güzergahlar araştırılarak alternatif taşınmaz malikleri hakkında usulüne uygun şekilde dava açılıp yukarıda belirtilen ilkelere göre inceleme ve araştırma yapılarak, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/12257, K. 2008/13217, 10 Kasım 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama