KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/1297 E., 2008/2353 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Şubat 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
510 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.08.2007 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.11.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.Kaynağını Borçlar Kanunu’nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu’nun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanunu’nun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanunu’nun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde resen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaad alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Medeni Kanunun 716 (önceki Medeni Kanun 642) maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Davacı murisi babası ... ile davalılar...ve ... arasında yapılan 13.12.1971 ve 25.08.1972 tarihli satış vaadi sözleşmelerine dayanarak sözleşmede belirtilen 846 ada 51 parseldeki davalılara isabet eden miras paylarının iptali ile muris ... mirasçıları adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, davaya konu 846 ada 51 parselin İsa ... adına kayıtlı bulunduğu ve taşınmazın ölü olan bu kişinin mirasçıları arasında iştirak hükümleri gereğince mirasçılara geçtiği ve henüz iştirake ilişkin mülkiyetin çözülmediği kabullenilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, yasal biçimine uygun olarak düzenlendiği anlaşılan 13.12.1971 ve 25.08.1972 tarihli sözleşmelere dayanmıştır. Sözü edilen sözleşmelerde satış vaadi alıcısı ... olup, eldeki bu davayı açan davacı ... ... adı geçenin mirasçısıdır.
Dosyaya sunulan ilk muris İsa ...'nun veraset ilamının incelenmesinden tarihi yazılmamış ise de, ...'nun satış vaadi sözleşmelerinin düzenlenmesinden sonra vefat ettiği, geriye eşi ... ile çocukları Mükerrem, ... ve ...'yi bıraktığı anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere satış vaadi alıcısı ...'nun davacı dışında başka mirasçılarıda mevcuttur. ...'nun terekesi elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olup, bu kişilerin terekedeki tasarrufları birlikte hareketleri ile mümkündür.
Türk Medeni Kanunu'nun 702/2. maddesi hükmüne göre, gerek tasarruf ve yönetim ve gerekse benzer işlerde oybirliği ile hareket asıldır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilme bakımından herbir ortağın müstakil hareket etme kabileyeti öngörülmüş ise de, bu hak düşümü ve zamanaşımı gibi süreleri kesme bakımından bir davanın açılmasına imkan verir.
Ancak davanın yürütülmesinde elbirliği ortaklarının tümünün davada yer almasının sağlanması, bu mümkün olmaz ise tayin ettirilecek bir temsilci marifetiyle davanın yürütülmesi gerekir. Davanın sadece ... mirasçısı davacı ... ... tarafından yürütülmesi yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; satış vaadi sözleşmesinin gerek alıcısı ve gerekse satıcıları satışa konu 51 parsel sayılı taşınmazın ... ...'nun ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 31.07.2006 tarih 2006/1279 Esas, 2006/1271 Karar sayılı veraset belgesine göre mirasçılarıdır. Hal böyle olunca satıcılara ait veraset belgesinde belirlenen payların iptali ile davacının murisi ... adına tescili halinde terekeye mirasçılar dışında başka kişiler dahil olmuyacağından ve elbirliği mülkiyeti devam edeceğinden davanın kabulü halinde yasanın koruma altına aldığı mülkiyet biçimide zarar görmeyecektir. Yerel mahkemece aksi düşünce ile davanın reddide doğru değildir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/1297, K. 2008/2353, 26 Şubat 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama