KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/2755 E., 2008/3902 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Mart 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
529 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.03.2003 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen 03.12.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı ..., davalı köyün kendi köylerinden ayrılarak kurulduğu ve 31.5.1965 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca müşterek olan meranın davalı köyün idari sınırları içerisinde kalmasının yararlanmalarına engel olmaması gerektiği halde davalı köyün dilekçelerinde belirtilen mevkilerdeki meralardan yararlanmalarına engel olduğunu belirterek el atmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı köy, dava konusu meraların kadimden beri kullanımlarında olduğunu, davacı köyün her hangi bir hakkının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, Dairemizin 10.7.2006 tarihli bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK’nun 388. maddesi gereğince bir mahkeme kararının aşağıda belirtilen hususları içermesi gerekir;
Kararı veren mahkeme ile Hakim veya Hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,
Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,
İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,
Hüküm sonucu ile varsa kanun yolları,
Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları,
Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
HUMK.un 388. maddesinde bir kararın kapsaması gereken hususlar belirtildikten sonra 389. madde ile de, kararda iki tarafa yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür.
Hüküm fıkrası, kararın esası olup kanunda “hüküm” kelimesi yalnız hüküm fıkrası için kullanılmıştır. Bu nedenle mahkemece, hüküm fıkrasında
mahkemenin neye karar verdiği açıkça yazılmalıdır. Hüküm fıkrası çok açık ve infazı mümkün olmalıdır. Şarta bağlı ve terditli olarak hüküm kurulmamalıdır. Dava, açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanmalı, hüküm fıkrasında asıl talep ile yardımcı talepler hakkında da karar verilmelidir.
Bunların yanında hakim istisnalar dışında davacının talebi ile bağlı olup, bu talepten fazlasına hüküm veremez. (HUMK.nun 74. maddesi)
Somut olaya gelince;
Yerel mahkemece, dava konusu olan ..., ..., ... ve ... mevkileri ile ilgili olarak davacı yanın istemlerinden vazgeçmeleri nedeni ile bu yöne ilişkin istemin reddine, ... mevkiinde bulunan suya davalı köyün müdahalesinin önlenerek, 19.11.1977 tarih ve 62 sayılı tahsis kararının aynen uygulanmasına, ... ve ... mevkileri ile ilgili davanın kabulüne hayvanların otlatılmasına yönelik müdahelenin önlenmesine şeklinde hüküm kurulmuş ise de incelemeye konu olan hükmün 2. ve 3. fıkraları müdaheleye konu alanın belirli olmaması ve 2.fıkrada da tahsis kararına atıf yapılmakla yetinilmiş olması sebebiyle az yukarıda açıklanan HUMK’un 388 ve 389. maddelerine aykırıdır. Temyize konu karar belirtilen nedenle infaza elverişli bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/2755, K. 2008/3902, 25 Mart 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama