Davacı, paylı malik olduğu 2028 ada 1 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesinde yer alan “59 ada 6 parselden 1403 m2, 8 parselden 329 m2, 10 parselden 133 m2 Hazine fazlalığı vardır” şeklindeki belirtmenin terkinini istemiştir.
Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
2028 ada 1 parsel sayılı taşınmaz tapu kaydından davacı ...’ın 2874/4800, dava dışı ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının ise 963/2400 payı bulunduğu, kısaca 2028 ada 1 parselin paylı mülkiyet rejimine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 688.maddesi hükmünce; paylı mülkiyette birden çok kimse maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından, malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur.
Payın devredilmesi, rehnedilmesi ve alacaklılar tarafından haczettirilmesi olanaklıdır. Paylı malik, diğer paydaşın hakları ile bağdaştığı sürece kayıttaki payına dayanarak müstakilen veya eşyaya bir zarar tehlikesi yada zararın artması söz konusu ise eşyayı korumak için bütün paydaşlar adına dava açabilir.
Görülüyor ki, davacı paydaşın payı ile ilgili tasarruf yetkisi yasadan kaynaklandığından, diğer paydaşın rızası gerekmeden istemde bulunarak taşınmaz kaydındaki miktar fazlasının terkinini talep etme olanağı vardır. Bu yüzden mahkemece, kayıttaki diğer paydaşın davada taraf durumunu almadığından söz edilerek davacı isteminin reddi doğru olmamıştır.
Dava konusu taşınmaz 59 ada 6, 8 ve 10 parsellerin imar uygulaması ile oluşmuştur. 59 ada 6 parsel sayılı taşınmaz 21.02.1934 tarih, 274 no.lu tapu kaydına dayanılarak kadastro işlemine tabi tutulmuş, 8532 m2 Hazine fazlalığı beyanlar sütununda belirtilen tutanak 04.01.1955 tarihinde kesinleşmiş, miktar fazlalığı ise 30.12.1955 tarihinde tapunun beyanlar sütununa yazılmıştır.
Yine, 1 parselin geldisi 8 parsel sayılı taşınmaz da 10.01.1934 tarih 202 no.lu tapu kaydına dayanılarak tespit edilmiş, beyanlar sütununa “fazlası Hazineye aittir” şeklinde belirtme yapılmış, 04.01.1955 tarihinde tutanağın kesinleşmesinden sonra yine tapunun beyanlar sütunundaki belirtme 30.12.1955 tarihinde tapuya işlenmiştir.
10 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının beyanlar sütunundaki “fazlası Hazineye aittir” şeklindeki belirtme de 30.12.1955 tarihinde tapuya işlenmiş, 22.03.2934 tarih 456 no.lu tapuya dayanılarak tespiti yapılan taşınmazın tutanağa da 04.01.1955 tarihinde kesinleşmiştir. Eldeki dava ise 04.07.2006 tarihinde açılmıştır.
Burada öncelikle üzerinde durulması gereken sorun, kayıt maliki olan davacıların kayıttaki belirtmenin terkini için açacağı davalarda 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağıdır.
Gerçekten, 3402 Sayılı Kadastro Kanunu m.12/3’deki “bu tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” şeklindeki hüküm uyarınca şayet, taşınmazın tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl geçmiş ise, kayıt maliki belirtmenin terkini istemi ile kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz edemez ve dava açılması olanaklı değildir.
Yasadaki 10 yıl olarak belirlenen dava açma süresinin hak düşürücü süre olduğu ve re’sen gözetilmesi gerektiği de kuşkusuzdur.
Somut olayda; dava konusu 1 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan 59 ada, 6, 8 ve 10 parsel sayılı taşınmazların tapu kaydının beyanlar hanesine miktar fazlası belirtmesi Hazine tarafından tutanağın kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık süre içerisinde işlendiğine, taşınmazların kadastro tutanağı 04.01.1955 tarihinde kesinleştiğine, dava ise, 04.07.2006 tarihinde açıldığına göre, hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır.
Diğer taraftan davacılar, Hazine’ye ait tarım arazilerinin satışı hakkındaki 4070 Sayılı, tapu fazlalıklarının Hazine’ye ait olduğuna ilişkin tapu kayıtlarında şerh bulunan taşınmaz mallardaki fazlalıkların bedeli karşılığı tapu maliki veya mirasçılarına satılmasına dair 4706 ve 4706 Sayılı Kanunda değişiklik yapan 4916 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvurulduğunu da ileri sürmemiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece re’sen gözetilmesi zorunlu hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın reddi yerine, istemin yazılı bazı gerekçelerle reddi doğru olmamış ise de hüküm sonuçta davanın reddine ilişkin bulunduğundan, HUMK.nun 438/son maddesince karar gerekçesinin yukarıda yazılı olduğu şekilde değiştirilerek düzeltilmesine ve hükmün gerekçesi DEĞİŞTİRİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.03.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.