KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/3146 E., 2008/4288 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 31 Mart 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
360 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 31.08.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine, davacı vekilinin sunduğu dilekçede yazılı alacak davasını ise usulüne uygun açılmış bir dava olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 12.04.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalı, paylaşımda miktar eşitliğinin kaymadan ötürü sağlanamadığını, 12 parsel sayılı taşınmaz mülkiyeti ile miktar eksikliğinden kaynaklanan davacı alacağını tazmin etmeye hazır olduğunu bildirmiştir.
Mahkemece, davada resmi biçimde yapılan sözleşmeye dayanılmadığından mülkiyet aktarımı istemi ile yöntemine uygun açılmış alacak davası bulunmadığından, alacak isteminin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
15.12.1992 günlü “Düzenleme Şeklinde Sözleşme” de 1288 parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına tapuya bağlanmış ise de, gerçekte davacının da taraf olduğu 8 kişi için satın alındığının ve eşit olarak paylaşımının yapılacağının yazıldığı görülmektedir. Görülüyor ki, 15.12.1992 günlü sözleşme inanç sözleşmesidir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. Davacı, inanç ilişkisinin varlığını kanıtlamıştır.
İnanç ilişkisi yazılı delille kanıtlandığından ve 12 parsel sayılı taşınmazın müstakilen davacı adına tescili olanaklı hale geldiğinden mahkemece, 12 parselin davacı adına tesciline, sözleşmede paylaşımda miktar eşitliği ilkesi kabul edildiğinden ve davalı da miktar farkı için tazminat ödemeyi benimsediğinden, gerek duyulursa bilirkişi incelemesi de yaptırılarak, miktar farkı bedelinin de davalı ...’ten tahsiline karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, davanın vasıflandırılmasında yanılgıya düşülerek istemin yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/3146, K. 2008/4288, 31 Mart 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama