KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/3648 E., 2008/7329 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Haziran 2008
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
736 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.08.2004 gününde verilen dilekçe ile alacak akdin feshi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.06.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne davalının duruşma isteminin pul yokluğundan reddine dair karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, 15.08.2002 başlangıç tarihli altı yıl süreli işletme kirası sözleşmesinin tahammül edilemez hale gelmesinden ötürü feshi ve buna bağlı olarak alacak istemlerine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 15.08.2002 başlangıç tarihli sözleşmenin feshine, davacı tarafından peşin olarak ödenen kira parasının teslimin yapıldığı 12.08.2004 tarihinden süre bitimine kadar olan bölümü 96.000 YTL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü taraflar temyiz etmiştir.
Taraflar arasında 15.08.2002 başlangıç tarihli sözleşmenin içeriğinde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu sözleşmede aylık kira parasının İki milyar süresinin altı yıl olduğu yazılıdır.
Hasılat kira sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda uygulanması zorunlu «kullanımın mümkün olmaması halinde mesuliyet» başlıklı Borçlar Kanununun 274. maddesi uyarınca, kiralananın sözleşmedeki maksadına uygun kullanma ve işletmeye hazır bulundurmak zorunda olan kiralayan bu borcunu yerine getirmişse kiracı kiranın tamamını ödemekle mükelleftir. Borcun kısmen yerine getirilmemesi halinde sadece kira parasında indirim istenebilir.
Anılan maddenin son fıkrası hükmüne göre de, şayet akdin icrası iki taraf veya taraflardan biri bakımından tahammül edilemez hale gelmişse akdin feshi dava konusu yapılabilir.
Somut uyuşmazlıkta; davalıdan tahsili istenilen miktar sözleşmenin 7. maddesinde hükme bağlanan cezai şart alacağına ilişkindir.
Gerçekten; anılan madde hükmü aynen «kira konusu işyerinin gerek bağlı bulunduğu belediye, gerekse diğer resmi kurumlar tarafından ruhsat ve kiracıdan kaynaklanmayan başka her hangi bir sebeple çalışmasına resmen ve fiilen izin verilmemesi veya herhangi bir sebeple kiracının fiilen çalışmasının kendisinden kaynaklanmayan bir nedenle mümkün olmadığı durumlarda, veya taraflarca anlaşılarak kira sözleşmenin dönem sonundan önce fesih edilmesine karar verildiği durumlarda kiraya veren kiracıya, çalışılamayan her ay için 5.500 Amerikan doları tutarında olmak üzere,
çalışmayan veya erken feshe konu süre için hesaplanacak tazminatı hiçbir ihtar ve ihbara gerek kalmaksızın defaten ödemek zorundadır. Bu durumlarda ayrıca taraflardan birisinin sözleşmeyi tek taraflı olarak fesih etme ... vardır.» şeklindedir. Görülüyor ki, sözleşmenin bu hükmünde kararlaştırılan cezai şart Borçlar Kanununun 158/II. Maddesinde sözü edilen ifaya ekli cezai şarttır.
İfaya ekli cezai şart akdin muayyen zamanda veya meşrut mahalde icra edilmemesi halinde tediye edilmek üzere kararlaştırılan cezai şart türü olup alacaklı hem akdin icrasını hem de kararlaştırılan cezanın tediyesini talep edebilir. Somut olayda ise. 15.08.2002 başlangıç tarihli sözleşme feshedildiğinden, feshedilen sözleşme hükmünden yararlanarak ifa ekli cezai şartın tediyesi istenemez.
Kaldı ki, kiralanan benzin istasyonundaki işlerin olağan seyrinde yürümemesinde davalının subjektif kusuru bulunmamaktadır. Ortaya çıkan olgu taraflardan değil, dava dışı Belediyenin yaptığı kazı ve kavşak çalışmalarından kaynaklanmıştır.
Ortaya çıkan imkansızlık taraflardan değil de üçüncü bir kişinin etkisinden kaynaklandığından, Borçlar Kanununun 117. maddesi 2. fıkrasına göre tarafların iadesi gereken borçları haksız iktisap kurallarına önceden aldıklarının iadesinden ibarettir.
Mahkemece, yapılan bu saptamalar gözetilerek davacının cezai şarta ilişkin alacak istemini reddetmesi peşinen ödenen kira parasının kısmen iadesine karar vermesinde kabule göre yasaya aykırılık yoktur.
1-Yapılan yargılamaya toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacının bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davalının temyiz itirazlarına gelince;
Yukarıda sözü edilen Borçlar Kanununun 274. maddesi hükmünce akdin taraflarından birince veya her iki taraf bakımından feshi için o sözleşmenin icrasının tahammül edilemez hale geldiğinin saptanması gerekir. Davada, davacı sözleşmenin yapılmasından sonra dava dışı Belediyenin yaptığı çalışmalar sebebiyle işlerinin olağan seyrinde yürümediğini, bayisi olduğu Benzin Dağıtım Şirketine olan taahhütlerini yerine getiremediğini, ileri sürdüğünden ve bu kabul biçimi mahkemece benimsendiğinden inceleme ve araştırmanın yöntemine uygun yapılması gerekir.
Mahkemenin hükme dayanak yaptığı 12.04.2007 günlü rapor inşaat ve hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenmiştir. Oysa Türk Medeni Kanununun 6. maddesi uyarınca davacının akdin feshine neden olarak bildirdiği iddianın ticari şirket olan davacının şirket defterlerinin incelenmesi suretiyle açıklığa kavuşturması gerekmektedir.
Gerçekten; davacı iş yeri gelirlerinin azalmış olmasını ve bu yüzden akdin icrasına tahammülü kalmadığını bildirdiğinden, mahkemece davacıdan kavşak çalışmalarının yapıldığı tarihi kapsayan ticari defter ve kayıtlarının ibrazı emredilmeli, muhasebeci bilirkişiye bu kayıtlar daha önceki tarihleri kapsayan kayıtları mukayese edecek şekilde incelettirilmeli, böylelikle davacının parasal boyutları ile akdin icrasına tahammül edemez hale gelip gelmediği bilirkişice saptanmalı, bu unsur gerçekleşmemişse davacının ancak kararlaştırılan kira bedelinin tenkisini isteyebileceği gözetilerek sonucuna uygun bir hüküm oluşturulmalıdır.
Değinilen yönün göz ardı edilmesi suretiyle eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak kurulan hüküm açıklanan nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/3648, K. 2008/7329, 6 Haziran 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama