KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/4700 E., 2008/6104 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Mayıs 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
341 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.08.2006 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin terkini, mümkün değilse fazla istenen taviz bedelinin tenkisi, tahsili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24.01.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, 92 ve 94 parsel kayıtları üzerindeki “ ... Efendi Vakfı” şerhinin terkini, yargılama aşamasında vakfın sahih bir vakıf olduğu saptanırsa, ödenecek en çok taviz bedelinin 570.500 YTL olduğunu saptanması istemleri ile açılmıştır.
Davalı, genel mahkemelerin görevsiz olduğunu, davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğini, esastan da reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Temyize konu mahkeme kararının incelenmesinde, karar gerekçesinde “… vakıf şerhinin yolsuz tescil olmadığını, bedel ödenmeksizin şerhin kaldırılması mümkün olmadığından ve taviz bedelinin indirilmesi talebinin mahkememizin görevinde bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir” denildiği, hüküm fıkrasında ise görev hususunda yapılan saptama bir yana bırakılarak “davanın reddinin” hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır. Gerçekten, davadaki talepler sahih vakfa ait olmayan şerhin kayıttan terkini ve taviz bedelinin tespiti istemlerine ilişkindir. Hüküm fıkrasında yazılana bakılırsa, her iki dava talebinin de reddedildiği, ancak karar
gerekçesine bakılırsa taviz bedeli hakkındaki istem yönünden görevsizlik kararı verildiği görülmektedir.
Gerekçe, davada tespit edilen maddi vakalar ile hüküm fıkrası arasında köprü görevi görür. Mahkeme hükmünün gerekçesinde, hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır, hakimin bunlardan neyi çıkardığı izah edildikten sonra hüküm fıkrasında bu esaslara uygun hüküm tesis edilir. Hüküm fıkrası ise hükmün esasıdır. O yüzden, hüküm fıkrasına verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde gayet açıkça yazılmalıdır.
Somut olayda, az yukarıda sözü edilenlere uyulmamış, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında farklılık yaratılmıştır. Bu hali ile kurulan hüküm HUMK.nun 388 ve 389.madde hükümlerine uygun değildir. Gerekçeye uygun hüküm fıkrası oluşturulmak üzere karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/4700, K. 2008/6104, 12 Mayıs 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama