KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/4768 E., 2008/5682 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Mayıs 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
491 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 21.12.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.12.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, biçimine uygun düzenlenen 26.07.2002 günlü taşınmaz satış vadi sözleşmesine dayalı ferağa icbar suretiyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı, satış bedelinin ödenmediğini, sözleşmenin bağış kastıyla yapıldığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı tarafından satış vaadi sözleşmesinden sonra, yeniden yapılan inşaatın zemin durumu taşınmazın tamamının yüzölçümüne orantılanmak suretiyle 116/485 payın davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2-Davadaki istemin dayanağı, 26.07.2002 günlü satış vaadi sözleşmesidir. Sözleşmede yazılana bakılırsa satımı vaad edilen “… 6 parselde kayıtlı 485 m2 yüzölçümündeki arsa üzerinde bulunan dairelerden güneydoğu cephede olan dairedir“. Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden ise, satış vaadinin yapılmasından sonra davacının taşınmaz üzerinde eski yapıyı yıkarak, keşifte saptanan yeni yapıyı yaptığı görülmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse, satış vaadi sözleşmesine konu olan “daire” ile davacı vaad alacaklısının sonradan yaptığı inşaat farklıdır. Diğer taraftan, 431 ada 6 parsel sayılı taşınmaz tapuda
“avlulu kargir ev” niteliği ile davalı adına kayıtlı olup, 26.07.2002 günlü satış vaadi sözleşmesine konu “güneydoğu cephede olan daire” taşınmazda kat ittifakı veya kat mülkiyeti kurulmadığından kayda yansımamıştır.
Görülüyor ki, sözleşmede satışı vaad olunan taşınmaza ilişkin yeterli açıklık yoktur. Böylesine sözleşmelerin, ifa kabiliyeti olamayacağından bu gibi sözleşmeler geçerli kabul edilemez. Çünkü, “sözleşme konusunun belirli olması” unsuru da taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliğinde aranan temel unsurlardandır. Ne var ki, Yargıtay uygulamasına göre, sözleşme konusunun belirli veya belirlenebilir olmaları gerekli ve yeterlidir. Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde satışa konu yapılan yer (bağımsız bölüm) ferdileştirilerek gösterilmiş ve tarifi yapılmışsa, satış vaadi sözleşmesi konusunun muayyen bir borca ilişkin olacağının kabulü mümkündür.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; taraflardan bu konudaki tanık dahil tüm delilleri istenip toplanarak, yerinde inşaat mühendisi bilirkişi hazır edilmek suretiyle keşif yapmak, bu keşifte sözleşmede yazılan ve sözleşmenin yapıldığı tarihte var olduğu anlaşılan “6 parsel üzerindeki dairelerden güneydoğu cephede olan dairenin” yerini aramak ve bu dairenin belirlenebilir özelliği olup olmadığını saptamak, satışa konu daire belirlenebilir nitelikte ise sözleşmenin ifa kabiliyeti olduğunu kabul etmek, bu sonuca ulaşılırsa 6 parsel üzerindeki satışa konu “güneydoğu cephede olan” daireye karşılık gelecek arsa payını bilirkişiye hesaplatmak ve bu payı davacı adına tescil etmek, sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı sonucuna varılırsa da davayı reddetmek olmalıdır.
Mahkemece tüm bu yönler bir yana bırakılarak, 26.07.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesine konu olmayan ve davacının sonradan inşa ettiği yere karşılık gelecek biçimde istemin hüküm altına alınması doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/4768, K. 2008/5682, 1 Mayıs 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama