KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/4895 E., 2008/5419 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Nisan 2008
- Mahkemesi
- Tüketici Mahkemesi
Karar Metni
656 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.06.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; mahkemenin görevsizliğine dair verilen 05.02.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, davalı arsa sahipleri ile diğer davalı yüklenici şirket arasında arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşme uyarınca yükleniciye bırakılması kararlaştırılan 1. bodrum kattaki 3 numaralı bağımsız bölümü yükleniciden adi yazılı 01.11.2001 günlü sözleşmeyle temlik aldığını, 3 numaralı bağımsız bölüme isabet eden tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı arsa sahibi kooperatifler yüklenicinin edimlerini yerine getirmediğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Davalı yüklenici savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi ifa edilmediğinden 7510 ada 12 parselde kayıtlı taşınmaz halen bağ niteliğinde davalı kooperatifler adına tapuda kayıtlı olduğundan, bu zorunlu durum karşısında istek ancak kooperatif üyeliğinin tespiti olarak değerlendirileceğinden, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 9. maddesi hükmü uyarınca da eldeki dava mutlak ticari dava niteliğinde olduğundan, görevsizlik kararı verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Gerçekten. 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 99. maddesi uyarınca «bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılır».Yasanın anılan hükmüne göre ticari davalardan amaç; ortağı ile kooperatif veya kooperatif ile ortağı arasındaki hukuk davalarıdır.
Zira, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununda tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklığının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan kooperatif ile kanun ve ana sözleşmeye göre kooperatife ortak olanlar arasındaki düzenlemeler yapılmıştır.
Somut olayda, davacı davalı kooperatifin ortağı olmadığından, davacı ile kooperatif arasındaki ilişkinin 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun uygulanması suretiyle çözümü ve aralarındaki davanın ticari dava sayılması olanaklı değildir.
Kooperatiflerle diğer davalı şirket arasındaki 28.10.1998 günlü arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanan şahsi hakkın yüklenici tarafından davacı temlik edilmesi de, davacı ile kooperatif arasındaki uyuşmazlığa 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun uygulanmasını gerektirmez.
Diğer taraftan; davacının dayandığı 01.11.2000 günlü sözleşmenin nedeni, yüklenici şirketin davacıya yaptığı temlik işlemidir. Çünkü, yüklenici 28.10.1998 tarihli arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesiyle kazandığı bir bakıma eserin bedeli olan bağımsız bölüm mülkiyet aktarımını doğrudan arsa sahibinden isteyebileceği gibi bu hakkını temlik işlemiyle üçüncü kişilere de devir ve temlik edebilir.
Bir tanımlama yapmak gerekirse; alacağın temliki, alacaklı ile onu devralan üçüncü şahıs arasında borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir akittir. Borçlar Kanununun 163. hükmüne göre temlik sözleşmesi temlik edenle temlik alan arasındaki yazılı sözleşme ile kurulabilir. Ne var ki alacağın temlikinde aranan yazılı şekil temlik sözleşmesinin resmi şekilde yapılmasına engel değildir. Nitekim uygulamada yükleniciden şahsi hakkını temlik alan üçüncü kişilerin temlik sözleşmesini adi yazılı satış sözleşmesi veya noterde düzenleme şekilde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi olarak yaptıkları görülmektedir;
Bunların dışında,
4822 sayılı Kanununla değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanununun 3.maddesi (c) bendi ile konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar da Tüketicinin Korunması Kanunun kapsamına alınmıştır. Dava konusu taşınmaz konut niteliğindedir.
Anılan yasanın (e) bendindeki tanıma göre tüketici: bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi, (f) bendindeki tanıma göre de satıcı: kamu tüzel kişileri dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetler kapsamındaki tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri ifade eder.
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanununun 23.maddesi hükmüne göre de, bu kanun uygulaması ile ilgili çıkacak her türlü itilaflara Tüketici Mahkemelerinde bakılması gerekir.
Kısaca ifade etmek gerekirse davacıların dayanağı olan sözleşmeler yükleniciden kazanılan kişisel hakka ilişkin bulunduğundan ve dava bu sözleşmelere dayanılarak açıldığından, çekişmenin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması hakkındaki kanununun 23. maddesince Tüketici Mahkemelerinde giderilmesi gerekir.
Açıklanan bütün bu yönler gözetilerek, çekişmenin esasının incelenmesi yerine görevsizlik kararı verilmesi doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/4895, K. 2008/5419, 28 Nisan 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama