KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/5057 E., 2008/6081 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Mayıs 2008
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
748 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı tarafından, davalılar aleyhine 10.06.2004 gününde verilen dilekçe ile 3402 Sayılı Yasanın 41.maddesi uyarınca yapılan düzeltme işleminin iptali istenmesi üzerine bozma ilamına da uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 07.11.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 41.maddesi uyarınca yapılan düzeltme işleminin iptali isteğine ilişkindir.
Anılan hüküm, “Kadastroları kesinleşmiş taşınmaz mallarda, vasıf ve mülkiyet değişikliği dışında kalan ölçü, tersimat ve hesaplamalardan doğan fenni hatalar, ilgilinin müracaatı veya Kadastro Müdürlüğünce resen düzeltilir.” şeklinde iken 3.3.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı yasanın 9. maddesi ile, “Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir.
Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması yolunda Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir.
Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle kesinleşmiş olan taşınmazlarda, değişiklik işlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü farklılıklarından, kadastronun dayandığı teknik kurallarda belirtilen hata sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine kadastro müdürlükleri
yetkilidir.” şeklinde değiştirilmiş böylece, açıklanan teknik hataların düzeltilmesinde vasıf ve mülkiyet değişikliğini engelleyen ifadeler madde metninden çıkartılmıştır. Ancak, buradaki mülkiyet değişikliğinden, orijinal ölçü değerleri ile zemin uyumlu hale getirilmesi amaçlanmakta olup, tapu iptali ve tescil yolu ile çözümlenecek nitelikte olan kadastro tespitine dayalı istemleri bu madde kapsamında değerlendirilmemiştir.
Bir başka anlatımla, kadastro çalışmaları sırasında zemindeki mülkiyet sınırlarını oluşturan ölçü değerlerinin paftaya doğru aktarımı söz konusu ancak, bu ölçümün hatalı olduğu iddiası var ise bu durum düzeltme işlemine değil, tapu iptali ve tescil davasına konu olacaktır.
Tapu iptali ve tescile konu olabilecek kadastro işlemi, mülkiyet sınırları belirlenirken, dayanak belgelerin yanlış uygulanması veya yerel bilirkişilerin hatalı yer göstermelerinden kaynaklanabilecek iken, sınırlandırma, ölçü değerinin doğru alınmasına rağmen paftaya yanlış aktarımı veya sabit noktaların hatalı tersimi nedeniyle doğru yapılan mülkiyet sınırları tespitinin paftada yanlış gösterilmesi 41. madde kapsamında değerlendirilmektedir.
Somut olayda, davacıya ait 620 parsel sayılı taşınmaz ile davalıya ait 621 parsel sayılı taşınmazların paftasına tersimi sırasında 250 ve 251 numaralı kırık noktalarının hatalı tersim edildiği gerekçesi ile 25.5.2004 tarihinde Kadastro Müdürlüğü 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41. maddesi gereğince düzeltme yapılmıştır. Yapılan düzeltme işlemi ile tarafların paftada geometrik durumları değiştiği gibi, yüzölçümü miktarları da değişmiştir.
Mahkeme de bu değişikleri nazara alarak, 41. madde uyarınca yapılan düzeltme işlemlerinde mülkiyet nakli oluşmaması gerektiği belirtilerek dava kabul edilmiştir. Dairemizce kabul kararı, az yukarıda değinilen yasal değişiklik hükümleri nazara alınarak inceleme yapılması gerektiği belirtilmek üzere bozulmuştur.
Bozma üzerine yapılan yargılama sonucu, kadastro tespitinde tarafların taşınmaz sınırlarını belirleyen orijinal ölçü değerleri ile zemindeki kullanımın uyumlu olmadığı gerekçesiyle yeniden dava kabul edilmiş, hükmü davalılar temyiz etmiştir.
Gerçekten de taraf taşınmazlarının kullanım durumu belirlenmesi, ve kadastro tespitine esas orijinal ölçü değerlerinin zemine uygulanması için taşınmaz başında yapılan keşifte alınan bilirkişi raporuna göre, davalıların düzeltme işlemine uygun kullanımları dışında davacı taşınmazına aşkın kullanımları da saptanmıştır. Bir başka şekilde ifade edersek, davacı taşınmazı fiili kullanım sınırları, hatalı tersimden başka orijinal ölçü değerlerinden de daha az bir alanı kapsamaktadır.
Bilindiği gibi, harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Türk Medeni Kanunu’nun 719. ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20. maddeleri uyarınca harita ve krokisi kapsamı ile değer verileceği kabul edilmiştir.Harita ve plandan maksat diğer bir ifade ile mülkiyetin kapsamından maksat sınır çizgileri değil haritanın ölçü değerleridir.
İşte 41. madde ile mülkiyet hakkının yatay kapsamını belirlemek ve taşınmazı komşu taşınmazlardan ayıran, ferdileştirilmesini sağlayan harita ve planlarda yapılan ölçü, sınırlandırma, tersimat veya hesaplama hataların düzeltilmesi amaçlanmakta olup, düzeltme ile mülkiyet aktarımı yapılmamaktadır. Mülkiyet aktarımı yapılmasını gerektirecek nitelikteki, madde kapsamında olmayan hatalar ancak tapu iptali ve tescil davası ile çözüme ulaştırılabilir.
Dava konusu taşınmazın ferdileşmesini sağlayan, mülkiyet sınırlarını belirleyen ölçü değerleri yapılan keşifte zemine uygulanmış ve davalının kendi mülkiyet alanında kalan yeri kullandığı anlaşılmıştır. Gerek zeminde işaretli olsun, gerek işaretli olmasın taşınmaz kullanımında sınırların çeşitli müdahalelerle bozulması mümkündür. Mülkiyet sınırları aşılarak başka taşınmaza geçme haksız kullanım oluşturur.
Davalıda davacı taşınmazı aleyhine kadastroca belirlenmiş orijinal ölçü değerlerini aşar şekilde kullanıma sahiptir. Ancak, bu kullanımın elatmanın önlenmesi davasına konusu olabilir. Sırf mülkiyeti aşar kullanımın davanın reddi gerekçesi olmaması gerekir. Zira, kadastro tespiti ile davalı taşınmazı mülkiyet sınırları belirlenmiş, bu sınırlar haritasına hatalı işlenmiştir. Kadastro Müdürlüğü işlemiyle hata giderildiğine göre davanın reddi gerekirken kabulü doğru olmamıştır.
Karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/5057, K. 2008/6081, 9 Mayıs 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama