KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/5132 E., 2008/5856 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Mayıs 2008
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
560 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.06.2007 gününde verilen dilekçe ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.02.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, biçimine uygun düzenlenmiş 11.08.1997 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı mülkiyet aktarımı istemi ile açılmıştır.
Davalılar, davanın zamanaşımına uğradığını, reddini savunmuştur.
Mahkemece, satışa konu 1360 m2’ye karşılık gelen taşınmazın 1360/14250 payına ait tapu kaydının iptali ile bu payın davacı adına tesciline, bilirkişinin krokisinde “B” harfiyle gösterilen kısmın paydaşlardan davacı ... tarafından kullanıldığının Tapu Kütüğünün beyanlar hanesine yazılmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar temyiz etmiştir.
Davada dayanılan taşınmaz satış vaadi sözleşmesi 11.08.1997 tarihlidir. Dava, 14.06.2007 tarihinde açılmıştır. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi hükmünce on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaad edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaad alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma” kuralı ile bağdaşmayacağından dinlenmez. Somut
uyuşmazlıkta da dava 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadan açılmadan davalıların zamanaşımına dayanan temyiz itirazları yerinde değildir.
İstemin dayanağını oluşturan 11.08.1997 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin konusu 14250 m2’den ibaret 596 parsel sayılı taşınmazın üzerinde 50 selvi ağacı bulunan 1360 m2’lik bölümüdür. 5403 sayılı Kanunun 8. maddesinde 5578 sayılı Kanunla yapılan değişiklik uyarınca tarım arazilerinde oluşturulacak parsel büyüklüğü 2 hektardan küçük olamayacağından davacının ifrazen tescil işleminin reddinde yasaya aykırılık bulunmadığı gibi 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18/son maddesi hükmü tarım ve hayvancılık amacı ile yapılan hisselendirmelere olanak tanıdığından mahkemenin pay suretiyle tescil hükmü kurmasında yanılgı yoktur.
Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği gibi. “Beyanlar” başlıklı Türk Medeni Kanunu’nun 1012 madde hükmü “Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır. Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır” şeklindedir.
Yasanın sözü edilen bu hükmü uyarınca genellikle tapu kütüğüne yazılarak alenileştirilmesinde fayda umulan hukuki ilişki ve fiili durum şeklinde tarif edilen her beyanın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterebilme olanağı yoktur. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için ya Medeni Kanunda bir hüküm olması veya özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmesi yahut Tapu Sicil Tüzüğünde bir düzenleme yapılmış olması gerekir.
Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddesi hükmünce de kütüğün beyanlar sütununa ancak mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar yazılabilir. Ne var ki; yasal düzenlemelerdeki belirsizlikler nedeniyle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü genelgeleriyle açıklayıcı olmak koşuluyla örneğin; bina yapılamaz beyanı, yıkım kararları, uygulanamayan mahkeme ilamları, orman içi binalar gibi belirtmelerde tapunun beyanlar sütununa işaretlenebilir.
Davacının talebi üzerine 596 parsel sayılı taşınmaz kütüğünün beyanlar hanesine işlenen “bilirkişinin krokisinde B harfiyle gösterilen kısmın paydaşlardan davacı ... tarafından kullanıldığına dair” beyan Türk Medeni Kanununun ve konudaki mevzuatın öngörmediği ve yasalar uyarınca beyanlar sütununda yapılacak belirtmeler arasında yer almadığından bu bölüm istemin reddi yerine hüküm altına alınması doğru değildir.
Karar açıklanan bu nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/5132, K. 2008/5856, 5 Mayıs 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama