KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/6676 E., 2008/11635 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Ekim 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
768 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.06.2005 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının kaldırılması istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 04.03.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 14.10.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av.... ile karşı taraftan davacı vekili Av.... geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. ... karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, intifa hakkının terkini istemiyle açılmıştır.
Davalı, intifa hakkı sahibi davacının sözleşmeye aykırı davranarak dava dışı... A.Ş.ye ait LPG ürünleri sattığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının intifa sözleşmesiyle yükümlendiği edimleri yerine getirmediği ve bu edimler bedelini de ödemediği, sözleşmedeki yarar-zarar dengesinin davacı aleyhine bozulduğu gerekçeleriyle dava kabul edilmiş, 1624 parsel tapu kaydı üzerindeki intifa hakkının terkinine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 794.maddesinde yapılan tanıma göre intifa hakkı: taşınır ve taşınmaz hatta haklar ve bir mal varlığı üzerinde tesisi olanaklı ve hak sahibine konusu olan şeyden yararlanma hakkı veren bir irtifak türüdür.
İntifa hakkı; ilke olarak bir süreye bağlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü yada tüzelkişi ise tüzelkişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünüyle harap olması sebebiyle artık ondan yararlanma imkanının kalmaması durumunda sona erer.
Yine belirtilmelidir ki, kanuni intifa (Türk Medeni Kanunu m.495) hakkı hariç intifa hakkının kuruluşu daima bir sözleşmeyle olur. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile intifa hakkına konu taşınmaz maliki hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini kararlaştırabilir.
Şayet intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse, malik bozulan yararlar dengesini ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının sona erdirilmesini isteyebilir.
Her ne kadar intifa hakkının sona erme sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796.maddesinde eşyaya bağlı intifa haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin (Türk Medeni Kanunu m.785) bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785.maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Uygulama ve doktrindeki hakim görüşte bu doğrultudadır.
Bütün bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; yanlar arasında intifa hakkı 18.05.1999 tarihinde kurulmuş ve 17 yıl sürelidir. Eldeki dava ise, 10.06.2005 tarihinde açılmıştır.
17.05.1999 tarihli intifa hakkı sözleşmesiyle 18.05.1999 tarihli resmi senedin incelenmesinden 1624 parsel üzerindeki intifa sözleşmesinin davacı şirkete davalı ...Genel Müdürlüğü tarafından verilecek bayilik nedeniyle kurulduğu “… alınacak demirbaş malzemeye, düşük faizli uzun vadeli kredi, betonlama, kanopi ve herhangi bir isim altında verilecek kredilere karşılık olmak üzere davacı şirketin maliki bulunduğu taşınmazın tapu kaydı üzerine 23.500.000.000 TL bedel karşılığı …” tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Görülüyor ki, davalı ... AŞ Genel Müdürlüğü resmi senette yazılı hususların yerine getirilmesi taahhüdünde bulunmamış, aksine, davacının kendisinden talep etmesi halinde yapması gereken işlere karşılık intifa hakkı tesis edilmiştir. İntifa sözleşmesinin asıl yapılış nedeni ise davacıya verilecek bayiliktir.
Diğer taraftan, taraflar arasındaki intifa hakkı sözleşmesi ve bayilik sözleşmesine göre davacı, davalıya “Petrol Ofisi tarafından tespit ve tayin olunacak şirketlerin malları dışında başkaca hakiki veya hükmi şahıs mallarını hiçbir şekilde satmamayı, bulundurmamayı ve teşhir etmemeyi, Petrol Ofisi’nin yazılı izni olmaksızın ... bu sözleşme çerçevesinde tayin ve tespit edilen işler dışında başka bir işle iştigal etmemeyi kabul ve taahhüt etmiş” olmasına rağmen, işyerinde dava dışı...
A.Ş.’ye ait ürünün pazarlamasını yapmış, sözleşmeye aykırı davranmıştır.
Belirtilmelidir ki, özellikle taraflar tacir ise hiçbir sözleşme ilerde bozulmak üzere yapılmaz. Ahde vefa (=söze sadakat) kuralı bunu gerektirir. Bütün bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Az yukarıda sözü edildiği üzere terkini dava konusu yapılan intifa hakkı sözleşmesi 18.05.1999 tarihinde yapılmış, davanın açıldığı tarihe kadar yaklaşık 6 yıl süre ile uygulanmıştır. Davalı ...Ş. Genel Müdürlüğü’nün taahhüdüne rağmen sözleşmeye aykırı davranışı olmadığı gibi, davalının yükümlülüğünde olup yerine getirilmediği iddia olunan edimlerin ifası için davacı tarafından gönderilmiş herhangibir temerrüt ihtarnamesi de bulunmamaktadır.
Aksine, hem intifa hakkı sözleşmesinde hem bayilik sözleşmesinde açık hüküm varken davacı şirket bu hükmü ihlal etmiş, dava dışı... A.Ş.’ye ait ürünleri işyerinde pazarlamıştır. Hiç kimse, kendi kusurlu davranışının sonuçlarından yararlanamayacağı gibi 6 yıl süre ile uygulanan sözleşmenin ahde vefa kuralı hilafına dava tarihinde yarar-zarar dengesini bozduğunu ileri sürerek, sözleşmenin sicilden terkini için dava açamaz.
Bu hakkın kullanılması, hakkın kötüye kullanılması olup, Türk Medeni Kanununun 2.maddesindeki dürüst davranma kuralına uygun düşmez.
Yapılan bu saptamalara göre, davanın reddi yerine hukuki olan konuda bilirkişi raporuna bağlı kalınarak istem hüküm altına alındığından, karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/6676, K. 2008/11635, 14 Ekim 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama