KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/7655 E., 2008/12064 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Ekim 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
849 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.11.1998 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, müdahiller tarafından verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, karşı davacı ... tarafından verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; bozma ilamına uyularak,
... tarafından açılan tazminat davası ... terk edildiğinden karar verilmesine yer olmadığına, hükmün diğer yönlerinin kesinleşmiş olması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 17.04.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi karşı davacı ve müdahil ... ve ... vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 21.10.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden müdahil ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı.
Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. ... karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... 09.11.1998 tarihli dilekçesi ile; 18.01.1993 tarihinde düzenlenen taşınmaz vaadi sözleşmesi uyarınca satış vaadi borçlusu davalı ... adına kayıtlı bulunan 16, 17, 18, 19 ve 20 numaralı büro niteliğindeki bağımsız bölümlerin adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı ... duruşmalara katılmamış, yanıt da vermemiştir.
Davaya müdahil olarak katılan ... ve ..., davalı ...’dan alacaklı olduklarını, taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmasına rağmen yapılan satış vaadi sözleşmesinin geçersiz olduğunu belirterek, açılan davanın reddine karar verilmesini, taşınmazların
... adına, mümkün olmadığı takdirde alacağın temlik edilmiş olması sebebiyle ... adına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, 05.06.2001 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davacı ve müdahillerin temyizi üzerine Dairemizin 19.11.2002 tarihli kararı ile davaya müdahil olarak katılanların istemleri konusunda değerlendirme yapılmadığı gerekçesi ile bozulmuştur.
Yargılamalar sırasında, davaya müdahil olarak katılan ... tarafından davalı ... aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davası sonucunda, 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/730 Esas, 2004/190 Karar sayılı ilamı ile eldeki davaya konu olan bağımsız bölümlerin ... adına tesciline karar verilmiştir. Anılan hükmün 18.05.2004 tarihinde kesinleşmesinden sonra ... tarafından 25.05.2005 tarihinde açılan karşı davada ise; Davacı-karşı davalı ...’ın, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan bakiye satış bedelini süresinde ödememesi nedeniyle çekişme konusu büro niteliğindeki bağımsız bölümlerin davacıya verilmemesi gerektiğinin tespiti ile satış bedelinin geç ödenmesinden kaynaklanan 25.000 YTL. tazminat ve 250.000 YTL. ecrimisilin tahsili isteğinde bulunulmuştur.
Mahkemece, davacı ... tarafından açılan taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil isteğinin kabulü ile; çekişme konusu büro niteliğindeki bağımsız bölümlerin vaad alacaklısı davacı ... adına tesciline, karşı davacı ... tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile, bilirkişi raporunda geç ödemeden kaynaklandığı saptanan 9.289,02 YTL alacağın asıl davacı ...’tan tahsiline, ecrimisil isteğinin reddine, müdahil davacılar ... ve ...’ın istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Hükmün ... ile karşı davacı ... ve davaya müdahil olarak katılan ... temyiz edilmesi üzerine Dairemizce 23.10.2007 tarihinde bu kez özetle “...Asıl davada vaad alacaklısı ...’ın isteminin dayanağı, biçimine uygun düzenlenen 18.01.1993 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesidir.
Sözleşmede satış bedelinden kalan 125.00 YTL nin kat mülkiyeti kurulduğunda ve ferağ anında ödenmesi kararlaştırıldığından, şartın tahakkuk etmesi dolayısıyla mahkemece karar kurulması üzerine bu bedel vaad alacaklısı tarafından güncelleştirilmiş değeri ile vaad borçlusu ...’a havale yoluyla 06.03.2000 ve 29.05.2001 tarihlerinde gönderilmiştir.
Böylelikle tüm dosya kapsamından vaad alacaklısı davacının akidi olan vaad borçlusu davalıya karşı bedelden kaynaklanan borçlarını ifa ettiği görülmektedir. Asıl davanın davacısı ...’ın 18.01.1993 tarihli sözleşme ile kurduğu ilişki, vaad borçlusu davalı ...
Sayman iledir. Karşı davacı ..., ...’ın alacağını temlik ettiği kişi konumunda da bulunmamaktadır. Karşı davacı, eldeki davadaki ilişkiden bağımsız bir nedene dayalı olarak açtığı dava sonucu dava konusu bağımsız bölümleri hükmen kazanmıştır.
Karşı davacı ile akdi ilişkisi olmayan davacının kanundan kaynaklanan bir nedenle de karşı davacıya borçlu bulunmadığı gözetilmeksizin ve esasen vaad borçlusuna sözleşmede yazılan kalan satış bedelini ödeyen asıl davacının ayrıca geç ödemeden kaynaklanan 9.289.02 YTL tazminat ödemekle yükümlü tutulması doğru değildir.
Müdahil ... ile davalı-karşı davacı ve müdahil ...’ın temyiz itirazları yönünden ise, davacı ... tarafından taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin davanın kabulüne ve karşı davada istem konusu yapılan ecrimisile yönelik davanın reddine dair verilen karara yönelik temyiz itirazlarının reddine... “ karar verilmek suretiyle bozulmuştur.
Bozma ilamına uyulduktan sonra davalı- karşı davacı ... 10.4.2008 tarihli celsede karşı davasını ... terk ettiğini bildirmiş, davacı ... tarafından da ... terk kabul edilmiştir.
Mahkemece, ... tarafından açılan tazminat davası ... terk edildiğinden karar verilmesine yer olmadığına, hükmün diğer yönleri kesinleşmiş olduğundan aynı konularda tekrar karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmü, karşı davacı ... ile müdahil ... temyiz etmiştir.
Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Aynı kural Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389. maddesinde de tekrarlanmıştır. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır, hükmün hedefine ulaşmasını engeller , kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini ve ifa kabiliyetini yitirir. ( Hukuk Genel Kurulunun 10.09.1991 gün 281-415 ve 25.09.1991 gün 355-440 sayılı kararları ).
Bozma kararından sonra bozmaya uyularak verilen hüküm yeni bir hükümdür. Bozmaya uyularak tesis edilen hükmün, tüm istekleri karşılar şekilde yeniden yazılması gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeden, hükmün
diğer yönlerinin kesinleşmiş olduğundan bahisle aynı konuda yeniden karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/7655, K. 2008/12064, 21 Ekim 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama