KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/8394 E., 2008/10258 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Eylül 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
790 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.12.2001 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.05.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilip, duruşma istemi değerden reddedildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, 03.05.1993 ve 28.07.1993 günlü biçimine uygun düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmelerine dayalı ferağ icbar suretiyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılar, taşınmazın bedel karşılığı satılmadığını, satışı vaad olunan 1575 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı üzerindeki kısıtlama şerhinin kaldırılması karşılığı düzenlendiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 1575 parselin gittisi olan 228 ada 1 parsel, 127 ada 3 parsel, 128 ada 1 parsel, 128 ada 2 parsel, 222 ada 2 parsel, 228 ada 4 parsel, 228 ada 6 parsel ve 7 parsel, 228 ada 9 parsel, 228 ada 10 parsel, 228 ada 11 parsel sayılı taşınmazların davalılar adına olan 1/3 payının iptal edilerek, bu payların davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, davalılardan ... vekili temyiz etmişlerdir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre, temyiz eden davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri kaynağını Borçlar Kanunu’nun 22. maddesinden alır. Bu tür sözleşmeler iki tarafa borç yükler. Vaad alacaklısının borcu sözleşme bedelini ödemek vaad borçlusunun edimi ise, satış vaadine konu taşınmazın mülkiyetini alacaklıya devrederek teslim etmektir. Vaad borçlusu, devir borcunu irade olarak yerine getirmezse alacaklının Türk Medeni Kanununun 716. maddesinden yararlanarak borcun hükmen yerine getirilmesini mahkemeden istemesi olanaklıdır. Kısaca belirtmek gerekirse, davadaki istemin dayanağı Türk Medeni Kanununun 716. maddesidir.
Somut uyuşmazlıkta, dayanılan 03.05.1993 günlü sözleşme ile 1575 parselin maliklerinden ...’nın 333 m2’ye, ...’nin 334 m2’ye ve ...’in de 333 m2’ye karşılık gelen payını davacıya satış vaadinde bulunduğu, 28.07.1993 tarihli sözleşmede ise, kayıt maliklerinden ... mirasçılarının ...’ın annesi ...’dan ...’a intikal edecek paydan 200 m2’sinin satışını vaad ettiği görülmektedir.
Burada hemen belirtilmelidir ki, Borçlar Kanununda bir tanımı yoksa da ifa, borç ilişkisinde borçlunun yüklendiği “edim”in sözleşme ve yasanın belirlediği çerçevede yerine getirilmesi demektir.Eğer edim bir şey (vermek) veya (yapmak) şeklinde ise ifa, o şeyi alacaklıya ifa maksadı ile teslim etmek, ya da o işi yapmak suretinde belirir.Edim bir şeyi (yapmamak) dan ibaret ise ifa, borçlunun bu taahhüdünü ihlal etmemesi halinde gerçekleşir.
İfanın konusu,borçlanılan edimdir. Edimin konusu ile ifanın konusu ilke olarak aynıdır.Borçlu,alacaklıya yalnız borçlanılan edimi ifa etmek suretiyle borçtan kurtulur; bu suretle borç sona erer. Alacaklı da esas itibariyle borçludan yalnız borçlanılan edimin ifasını talep edebilir. Alacaklı ve borçlu borçlanılan edimle bağlı olup, başka bir edim ifa konusu olamayacağı gibi talep de edilemez. Somut olayda borçlanılan edimin ve dolayısıyla ifanın konusu taraflar arasında tartışmalı olduğu taktirde bu borç ilişkisinin kaynağına,özellikle taraf iradelerine veya kanuna göre belirlenir.
Bu genel açıklamalardan sonra, temyiz konusu uyuşmazlığa gelince; az yukarıda sözü edildiği üzere 03.05.1993 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin konusu 1575 parseldeki ...’ya ait 333, ...’nin maliki bulunduğu 334 ve ...’in maliki olduğu 333 m2’dir. 28.07.1993 günlü sözleşmenin konusu ise, ... mirasçılarının ...’ın annesi ...’dan ...’a intikal edecek paydan 200 m2’sidir. Borçlanılan edim bundan ibarettir. Yoksa, mahkemenin kabul ettiğinin aksine davalılar, davacı yana paylarından 1/3’ün satışını vaad etmemiştir. Davacının satış vaadi sözleşmesi sebebi ile araması gereken hak tahvil kuralına göre 1575 parselin imar sonucu oluşan gittilerindeki sözleşme konusu miktarla sınırlıdır. Mahkemenin yapılan bu
saptamayı bir yana bırakarak 1575 parselin gittilerindeki davalılara ait payın 1/3’ünün davacı adına tesciline karar vermesi açıklanan nedenle doğru olmamıştır.
Bu durumda mahkemece, çekişmenin esasının giderilmesini teminen, gerek 03.05.1993 gerekse 28.07.1993 günlü sözleşmelerde satış vaadi konusu yapılan ..., ..., ... ve ... mirasçılarının satışını vaad ettiği miktarlara karşılık gelen hisseyi taşınmazın imar yoluyla gitti kayıtlarında arayıp bilirkişiye tespit ettirmek, çekişmeyi bu yolla gidermek olmalıdır.
Kabule göre de; dava konusu kayıtlardan bir kısmı davanın açılmasından sonra malikleri tarafından tapuda üçüncü kişilere satılmıştır. Bu durumda davacının HUMK.nun 186. maddesindeki seçimlik yetkisini kullanması gerekir. Anılan hüküm uyarınca davacı ya taşınmazın önceki maliki davalılara karşı tazminat talebinde bulunabilir veya davayı ayın davası olarak yeni maliklere karşı sürdürebilir. Yasanın öngördüğü işlem yerine getirilmeksizin üçüncü kişiler üzerindeki kaydın iptali sonucunu doğuracak şekilde hüküm kurulması da yanlıştır.
Dosyadaki mirasçılık belgesine göre, davalılardan ... ...’in 21.07.1993 tarihinde ve dava tarihinden önce öldüğü anlaşılmaktadır. Ölü kişi aleyhine dava açılmayacağı gibi sonradan mirasçılarının davaya katılması yoluyla taraf teşkili sağlanamayacağından ... ... aleyhindeki davanın reddi yerine onunla ilgili olarak da esas bakımından hüküm kurulması doğru değildir.
Diğer taraftan davacı 03.05.1993 günlü sözleşmenin taraflarından ... mirasçılarından ... ve ... ... hakkındaki davasını ... terk etmiş olduğu halde bunlarla ilgili dava hakkında esas bakımından hüküm kurulması da yasaya aykırıdır.
Karar açıklanan bütün bu nedenlerle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/8394, K. 2008/10258, 16 Eylül 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama