KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/8747 E., 2008/10344 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Eylül 2008
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
876 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.01.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali, tescil, karşı davacılar tarafından müdahalenin men'i, kal istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 15.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Mahkemenin 2006/1432 esasında kayıtlı davada, davacı ... davalıların maliki olduğu 1289 parsel sayılı taşınmaza yaptığı inşaatı taşırdığını, taşkın yapı nedeniyle taşan kısım arazi bölümünün adına temliken tescilini istemiştir.
Birleştirilen aynı yer Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/404 esas sayılı dava dosyasında ise, 1289 parsel sayılı taşınmazın malikleri olan davacılar taşınmazın bir bölümüne davalı ... ve ...’in bina yapmak suretiyle elattığını, elatmanın kal suretiyle giderilmesini istemişler, 10.07.2006 ve 10.05.2007 tarihli beyanlarında bu isteklerinden vazgeçerek tazminat karşılığı malzemenin kendilerine bırakılması isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece, Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayanılarak açılan temliken tescil davasının koşulları oluşturulan bahisle kabulüne, bilirkişinin 13.06.2006 krokisinde kırmızı ... 38.20 m2 yüzölçümündeki taşınmaz bölümüne ait kaydın 1289 parselden iptali ile davacı ... adına tesciline, birleşen meni müdahale ve kal istemine ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, taraflar temyiz etmiştir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanunun 684/1 ve 718/2 maddelerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Bunun ayrıcalıklarından birisi de Türk Medeni Kanunun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, madde hükmü;
"Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parça olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasının veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının kendisine devrini isteyebilir." şeklindedir.
Böylece, arazi ile muhdesat arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, bina sahibine ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçasının yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arsa malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arsanın her malikine karşı kullanabilir. Yeni maliklerde Türk Medeni Kanunun 725.maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin, iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def'i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza
elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan subjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (subjektif koşul)
Bu tür davalarda üzerinde önemle durulması gereken diğer bir koşulda halin icabından taşkın inşaatın yıkılması gerekip gerekmediğinin saptanmasıdır. Uygulama ve doktrinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen bu şarttan inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının mukayese edilmesi anlaşılmalıdır. Bu koşulun içinde taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının davacı adına tescili için, taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşacak veya davacıya ait taşınmazla birleştirilecek şekilde ifrazının mümkün olması da vardır.
İptale veya irtifak hakkına konu olacak zemin bedelinin önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edildikten sonra arazi sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Çapa bağlı bir taşınmazda iyiniyet iddiasında bulunarak Türk Medeni Kanununun 725. maddesinden yararlanılabilmesi olanaklı değildir. Bir kimsenin kendi çapı dışına çıkarak bir başka kimseye ait taşkın inşaat yapması onun iyiniyetini değil kötüniyetli olduğunu gösterir. Kısaca ifade etmek gerekirse, somut uyuşmazlıkta iyiniyet koşulu gerçekleşmediğinden temliken tescil davasının kabulüne olanak yoktur.
Kabule göre de; bilirkişinin zemin bedeli olarak bulduğu 305.60 YTL.nin davalılara ödenmesine karar verilmesi yerine malzeme bedeli olan 4211.55 YTL.nin davacıdan alınarak davalılara ödetilmesine karar verilmesi yanlıştır.
Birleşen davanın davacılarının temyiz itirazlarına gelince;
Bu davada davacılar, başlangıçtaki elatmanın önlenmesi ve kal isteminden vazgeçmişler, Türk Medeni Kanununun 723. maddesine dayanarak malzeme araziden sökülüp alınamayacağından malzeme sahibine uygun bir tazminat ödenmesi karşılığı malzemenin kendilerine bırakılmasını ıslahen talep etmişlerdir. Kayıt maliklerinin bu istemlerinin az önce sözü edilen yasa hükmü çerçevesinde incelenip değerlendirilerek sonuca bağlanması yerine vazgeçtikleri halde elatmanın önlenmesi ve kal istemleri hakkında hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Karar açıklanan bu nedenle de kayıt malikleri yararına bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/8747, K. 2008/10344, 17 Eylül 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama